Ulü’l-Elbâb: Vahyin inşa ettiği akıl ve insan modeli
Ulü’l-elbâb, Kur’anî kavram dünyasının temel taşlarından biridir. Zira bu kavram, İslâm’ın akla bakışını ve aklın insan, toplum ve medeniyet inşasındaki işlevini en kuşatıcı biçimde ortaya koyan kavramlardan biridir. Araştırmalarım sırasında bu kavram üzerinde uzun uzun durmamın sebebi de budur. Ulü’l-elbâb kavramında, sistemlerden önce insanı inşa etmeyi esas alan; teoriyi hakikate, hakikati ahlâka, ahlâkı da hayata taşıyan bir medeniyet tasavvuru gördüm.
Kur’an, aklı yalnızca bilgi üreten veya soyut çıkarımlarda bulunan bir zihnî meleke olarak ele almaz. Akıl; hidayeti bulmanın, hakikati idrak etmenin, âyetleri okuyup ibret almanın, Allah’ın kevnî ve teşriî delilleri üzerinde tefekkür etmenin ve insanın yeryüzündeki imar ve hilafet sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmenin bir vasıtasıdır. Bu sebeple ulü’l-elbâbdan söz edilen birçok yerde onların tezekkür, tefekkür, tedebbür ve ibret alma vasıflarıyla birlikte zikredilmesi tesadüf değildir. Çünkü ulü’l-elbâb, vahyin inşa etmek istediği insan modelinin mühim bir tezahürüdür.
Lüb, bir şeyin özü, cevheri ve mahiyeti demektir. Bu itibarla ulü’l-elbâb, eşyanın yalnızca zahirine takılıp kalmayan; zahirden bâtına, sûretten mânaya, parçadan bütüne, hadiseden hikmete ulaşabilen kimselerdir. Onlar cüz’îyi küllîden, görüneni görünmeyenden, sebebi gayeden koparmazlar. Müşahede ettikleri varlık ve hadiseleri Allah’ın âyetleri, sünnetullah ve hayatın gayeleriyle irtibatlandırırlar.
Lübb; her şeyin seçkin ve saf olanı ve özüdür. Aklıselim kelimesinin bir yönüyle karşıladığı saf ve süzülmüş akla da bunun için lübb........
