Davan Allah içinse, yükün ağırlığına aldırma
Davan Allah içinse, yükün ağırlığına aldırma
İnsan hayatı boyunca birçok yük taşır. Kimi zaman geçim derdi, kimi zaman yalnızlık, kimi zaman mücadele, kimi zaman da uğruna emek verdiği bir davanın ağırlığı omuzlarına çöker. Bazı yükler vardır ki insanı bedenen yorar; bazı yükler ise ruhun en derin yerine dokunur. İşte böyle zamanlarda insan kendi kendine sorar: “Bu kadar ağırlığa nasıl dayanacağım?”
Bu sorunun cevabı çoğu zaman yükün miktarında değil, yükün hangi niyetle taşındığında gizlidir. Çünkü insan sadece omuzuyla değil, kalbiyle de taşır. Kalbin taşıma gücünü artıran şey ise inandığı hakikattir. Eğer bir mücadele şahsi çıkar, alkış beklentisi veya dünya menfaati için veriliyorsa, en küçük zorluk bile ağır gelmeye başlar. Fakat dava Allah rızası içinse, insan yükün büyüklüğünü değil, yürüdüğü yolun doğruluğunu düşünür. Rabbimiz haber veriyor:
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara Sûresi/ 207)
Allah’ın rızası hedef olmuşsa, geri kalan her şey yerini bulur. Çünkü mümin için asıl gaye insanların takdiri değil, Rabbin hoşnutluğudur. Allah’ın razı olduğu yerde nefis geri çekilir, hesaplar küçülür, menfaatler anlamını kaybeder. Ötesi teferruattır.
Bu anlayış, insanı sorumluluktan uzaklaştırmaz; bilakis meşru hudutlar içinde en yüksek gayreti göstermeye sevk eder. Saygı gösterilecekse gösterilir, emek verilecekse verilir, mücadele edilecekse edilir. Fakat bütün bunlar bir amaç değil, Allah’ın rızasına ulaşmanın vesileleri olarak........
