Osmanlı’nın Mescid-i Nebevi’ye hizmet ve hürmeti
Osmanlı’nın Mescid-i Nebevi’ye hizmet ve hürmeti
MUSTAFA ARMAĞAN
Bir gün yolunuzu Medine-i Münevvere’nin merkezi Mescid-i Nebevi’ye, onun da merkezi olan Ravza-ı Mutahhara’ya düşürürseniz Babusselam’ın kapısında Sultan Abdülmecid’in tuğrası karşılar sizi. Sonrasında kendinizi kaybeder, bir deryaya dalar gibi Ravza’nın önünden geçip Hücre-i Saadet’in önüne gelince huzura kabul edilir ve baş başa kalırsınız Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav) ile.
İşte tam orada gümüş bir levha parıldar ki, üzerinde Sultanahmet Camii’nin banisi Sultan I. Ahmed’e kadarki Osmanlı padişahlarının isimleri yazılıdır. Ardından Hazret-i Ebubekir (ra) ve Hazret-i Ömer’in (ra) önüne gelir, salat, selam ve dualardan sonra çıkış kapısının önünde bulursunuz kendinizi. Sonra dönüp bakarsınız ki görmediğiniz o kadar çok güzelliğin içinden geçmiş ama farkına varmamışsınızdır. İkinci ziyaretinizde dikkatinizi verdiğinizde sizi çevreleyen hat ve çini galerisini fark edersiniz. İşte buradaki hat eserleri bir Osmanlı hattatına aittir.
Abdullah Zühdi Efendi (ö. 1878/79, Kahire) Osmanlı dönemi hat sanatının en önemli isimlerinden. Özellikle celî sülüs yazıda gösterdiği ustalıkla tanınır ve “Mescid-i Nebevî hattatı” olarak anılır. Ashâb-ı kirâmdan Temîmü’d-dârî hazretlerinin soyundan gelir. Şam’da veya Nablus civarında doğmuş (yaklaşık 1830). Ayasofya Camii’ndeki muazzam levhaların hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den sülüs ve nesih öğrendi. Mühendishâne-i Berrî-i........
