menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihte dine yön verenler İmâm Ahmed bin Hanbel (vefât 31 Temmuz 855)

21 0
01.08.2026

Tarihte dine yön verenler İmâm Ahmed bin Hanbel (vefât 31 Temmuz 855)

Ailesi Merv’den, Abbasi Halifesi Mansur tarafından 762 yılında kurulan ve kısa sürede büyüyerek câzibe merkezi hâline gelen Bağdat’a göç ettiğinde o da annesinin karnında onlarla birlikte o yolu katetmişti. 780 yılının son ayında Bağdat’ta dünyaya geldi. 

Dedesi Hanbel bin Hilâl Emevîler devrinde Türkmen tarihçilere göre 2500 yıldır tarihi ipek yolu üzerinde var olan önemli bilim merkezi ve Firdevsî’nin yazıp büyük Türk Hükümdârı Gazneli Mahmud’a takdim ettiği ünlü eseri Şehnâme’de belirttiğine göre Alp-Er Tunga’nın (Efrasiyab) yaşadığı yer Serahs’ta valilik yapmış, onun izinden giden babası da Abbâsîler’in yönetime gelmesinde önemli görevler üstlenmiş, Türklerin halife ordusunda görev alma geleneğini takip ederek Abbâsî ordusunda görev almıştı.  

(868 yılında Mısır, Filistin ve Suriye’de ilk Türk Devleti olan Tolunoğulları Devletini kuran Ahmed Tolun, Ahmed bin Hanbel döneminde 835 yılında Bağdat’ta doğmuştur.) 

Ancak Ahmed bin Hanbel’in babası genç yaşta vefât edince küçük Ahmed, annesi Safiye Hatun’la baş başa kalır. Küçük Ahmed’in büyütülmesi ve eğitimi konusunda annesi olağanüstü bir çaba gösterir. Önce Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemesi için teşvik eder. 

Ezber konusu eksiksiz tamam olunca bu kez de Bağdat’ın tanınmış âlimlerine göndererek fıkıh ve hadis okutur. Ahmed, 15 yaşlarında tanınmış hadis âlimi Hüşeym bin Beşir’in karşısında diz çöktüğünde; dikkati, konuları çabuk kavraması, ezber yeteneği ve Peygamber Efendimiz’e duyduğu aşırı sevgisi ile dikkat çeker.

Kısa sürede yine birbirinden kıymetli âlimlerden; başta en çok hadis yazdığı Vekî bin Cerrâh olmak üzere Süfyân bin Uyeyne, Yahyâ bin Saîd el-Kattân, Abdurrahman bin Mehdî, Abdürezzak bin Hemmam gibi âlimlere talebe olur. Sevgisine nâil olduğu hocalarından ayrı ayrı icâzetini alır.

Artık o, hadis ilmîne son derece vâkıf, on binlerce Hadis-i Şerif’i râvileriyle (rivâyet eden) birlikte ezbere bilen icâzetli bir âlimdir. Ancak içinde yine de bir eksiklik olduğunu hissetmektedir. Bu arada tavsiye üzerine mezhep imâmlarımızdan Muhammed Şâfî Hazretlerine gider. Maksadı kendisinden fıkıh ve usûl-ü fıkıh öğrenmektir. 

Ancak Şâfî Hazretlerindeki mânevî derinliği görünce çok etkilenir. İçindeki mânevî eksikliği biraz daha hisseder. Muhammed Şâfî Hazretlerinin dizinin dibinden ayrılmaz. Sadece ders aldığı fıkıh konularıyla kalmaz, dağarcığındaki bütün hadisleri masaya yatırır ve anlamlarını yeniden öğrenmeye başlar.

Bu arada kendisini kınayanlar çıkar ortaya. Yönelttikleri, “On binlerce hadis’i ezberinde bilen sen, nasıl oluyor da Şâfî’den ders almak için karşısında diz çöküyorsun” gibi sorulara verdiği cevap, “Evet on binlerce hadis’i râvileriyle birlikte ezbere biliyorum, ancak mânâlarını o (Şâfî Hazretleri) biliyor” şeklinde olacaktır.  

Gerçekten de Muhammed Şâfî Hazretleri zahiri bütün ilimlere vâkıf olmasına rağmen, o ilimlerin mânâsına ermeyi, öğrendikleriyle gerçek bir şekilde amel etmeyi intisab ettiği (bağlandığı) tasavvuf ehli Şeybân-ı Râi Hazretlerinden öğrenmiştir. Bu tasavvuf ilmidir, içine girmeden, yaşamadan öğrenilmeyen ayrı bir ilimdir. 

Ahmed bin Hanbel Hazretleri bunu bizzat müşâhede etmiştir. Edeble........

© Yeni Akit