Ne anladın, anlat...
Ne anladın, anlat...
AYHAN DEMİR
Kaç vakittir, düşünüyorum. En sonunda anladım.
Anlamak, anlatmaktan daha kıymetlidir. Ağız bir, kulak ikidir. Boşuna değildir.
Bununla birlikte: Anlamak, maalesef, uzak bir hatıraya dönüşmüş görünüyor. Anlayışımızı büyük ölçüde yitirdik. Hem anlamakta, hem de anlatmakta zorlanıyoruz.
Ne anlatırsanız anlatın, kimse anlamıyor. Ne söylerseniz söyleyin, kimse üzerine alınmıyor. Başkalarından anlayış bekliyor, fakat aynısını kendimiz göstermiyoruz. Yorucu ve yıkıcı bir anlayışsızlığın içindeyiz.
Sanki karşılıklı olarak, birbirimizi anlamaya değil, anlamamaya çalışıyoruz. Hatta bunun için özel çaba sarf ettiğimiz bile söylenebilir. Dolayısıyla, hem anlamıyor hem anlatamıyoruz.
Belki de bu yüzden, anlaşabilmek, hiç bu kadar kıymetli olmamıştı.
Kabul ediyorum. Anlam dediğimiz şey değişkendir. İnsana, zamana ve mekâna göre değişebilir.
Örnek vereyim: Bir cep telefonu firmasına girip, “yeni bir şey var mı” diye sormak ile bir antikacıya girip aynı soruyu sormak arasında en az yüz senelik bir fark vardır.
Bir örnek daha vereyim: Bir hakem için “gördüğünü çalıyor” dersek, onun adına iyi bir şey söylemiş oluruz. Bu söz, o insanın hakemlik mesleğinin hakkını verdiğini, namuslu bir insan olduğunu işaret eder. Aynı sözü hırsızlıktan sabıkalı bir kimse için söylediğimizde işin rengi değişir.
Anlam gibi haller de değişebilir.
Buna da örnek verelim: Bir........
