Kendin ol tuzağı
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Sloven Marksist filozof Slavoj Žižek, bir konuşmasında İngiliz psikanalist Adam Phillips’e başvurarak psikanalitik pratik üzerine düşündürücü bir tespit aktarır. Phillips’e göre, psikanalizle ilgili çöpe atılması gereken iki klişe vardır: Birincisi, psikanalizin bir tür “kendini bilme” yolculuğu olduğu yanılgısı; ikincisi ise amacının acıyı hafifletmek olduğu inancı.
Phillips her ikisini de reddeder ve daha da ileri gider: Bu saplantılı kendini bilme arzusunun başlı başına bir patoloji olduğunu söyler. Žižek’in buna eklediği yorum ise keskindir: Kendini bilmenin zıddı sezgiyle hareket etmek değildir; asıl mesele, kendi içinizi deşmek yerine kendinizi dışarıdan bir davaya adamaktır.
Budizm’de âna konsantre olmanın, başka hiçbir şey düşünmeden ruhu rafine bir şekilde eğittiği gözlemci pozisyonundan bahsedilir. Gözlemci, hiçbir olaya müdahil değil sadece izleyici olduğu için yaşadığı ve gördüğü hiçbir trajediden etkilenmez.
Bir anlamda dualite diyoruz buna; tek beden, ama iki ayrı bakış. Hayat bunu sürekli yapabileceğimiz bir yer mi? İşte asıl sorun; çünkü hayatı yakalamaya çalıştığınızda, hayatı hissetmeye çalıştığınızda ona bir yön biçersiniz. Bu yönün doğu........
