Ağaçtan kalbe bir yol vardır, görünmez…
Anadolu coğrafyasının derviş ruhlu bitkileri, yılın her mevsiminde insana farklı bir gerçeği anlatır…
Gözden ilk çıkarılan türler arasında görülen alıç ağaçları, bir zamanlar insanların tanrılarla iletişim kurmasına aracılık ediyordu. İçinde yaşadığımız coğrafyanın dilini anlamak için belki de Anadolu dağlarının derviş ruhlu ve yalnız alıç ağaçlarına tekrar o tanrısal güçlerini hatırlatma zamanı gelmiştir. Şimdi tam zamanı…
İklim özellikleri bakımından üç kıtanın özelliklerini bir arada barındıran Anadolu coğrafyasında baharın gelişiyle birlikte güneyden kuzeye, batıdan doğuya doğru bir coşku başlar.
BİR COĞRAFYADA ÜÇ KITA
Şubat ortasında Anamur’dan yola çıkıp, kuzeye, Sinop’a doğru yürüyecek olsanız, rotanızı tamamladığınızda; hem Akdeniz iklim tipine ait bitkileri, hem İran/Turan coğrafyasında yaygın olan türleri, hem de Avrupa-Sibirya iklimine has bitki ve canlı türleri ile karşılaşırsınız. Bir merdivenin basamaklarını tırmanır gibi adım adım yeşerip çiçeklenen bir coğrafyada yürüdüğümüzü hissedersiniz.
Bu, aynı ülke içinde, biyoçeşitlilik bakımından üç kıta özelliğinin bir arada buluştuğunun gösterir. Bazen toprakta, bazen bir ağacın yaprağında, bazen baharın ilk ışıklarıyla ısınmış kayaların üzerinde gezinen bir canlıda karşınıza çıkar.
ANAMUR’DAN SİNOP’A İKİ DENİZ ÜÇ İKLİM
Bu özellik sadece Anamur ve Sinop arasındaki mesafede değil, bazen aynı ilin ya da ilçenin sınırları içerisinde ve 15-20 kilometrelik çok daha mesafelerde de kendini gösterir. Örneğin Konya’nın güneyinden Akdeniz’e doğru ilerlediğinizde, İran-Turan iklim tipinin hakim olduğu bozkır ekosisteminden geçip, önce Toroslara tırmanırsınız, ardından Avrupa-Sibirya iklim tipinde görülen bitkilerin bulunduğu, 1500-2000 rakımlı yüksek yayla bitkileri sizi selamlar. Bazen bu yükseltilerde zorlu koşullara dayanmayı bilen Alpin bitkilerinin çiçeklerinden bal üretmek için yaylaya çıkan arıcılarla karşılaşırsınız. Yolunuz Akseki coğrafyasına geldiğinde, Toros sedirlerinin sizi karşıladığını görür, yavaş yavaş Akdeniz iklim tipine ait bitkilerle buluşursunuz. Bitki coğrafyaları açısından bakıldığında bu geçişlerin çok kısa mesafelerde yaşandığı görülür. Bazen zeytin ağacının bile 1000 rakımı akşam bu yöre köylerinde yetiştiğini görürsünüz. Nehir vadilerinden güneyden kuzeye, denizden karaya doğru yükselen ısı ve nem, bazı noktalarda her üç iklim tipininde varlığını sürdüren bitki ve canlıların aynı alanda buluşmasına neden olur.
BATIDAN DOĞUYA, ŞUBAT’TAN AĞUSTOS’A ÇİÇEKLİ YOLU YÜRÜMEK
Aynı çerçeveyi, Karadeniz ve iç Anadolu coğrafyası arasındaki geçiş noktaları için de kullanabiliriz. Amasya ve Samsun, Tokat ve Ordu, Çankırı ve Kastamonu, Erzurum ve Artvin coğrafyaları arasında benzer ilişki görülebilir. Benzer şekilde Ege’den Doğu Anadolu’ya doğru Şubat ayı başında yola çıktığımızda, biyolojik çeşitliliğin batıdan doğuya doğru bir rengarenk bir tablo yapan ressamın tuvalini izlersiniz. Şubat ortasında çiçeklenen Ege ovaları Mayıs sonunda sararırken, Ağustos ortasında Erzincan, Bingöl, Muş, Van ve Erzurum yaylalarının çiçeğe büründüğünü görürsünüz.
20 DAKİKADA İKLİMLERİ AŞMAK
Antalya kent merkezinden çıkıp kuzeye doğru 20 dakikalık bir araç yolculuğu yaptığınızda, bir zamanlar Büyük İskender’in de ordularıyla geçtiği Yenice boğazına Akdeniz bitkileri eşliğinde girer, virajli yollardan tırmanıp sadece birkaç dakika sonra Tahtalı Belinde sizi İran-Turan bitki ve ağaçları karşılar.
SİVAS’A DÜŞEN KAR TANESİ BAFRA’YA CAN VERİR
Anadolu coğrafyasının inişli çıkışlı özelliğinin yarattığı bu zenginlik, dağın denizle, nehrin ormanla, ovanın yayla ile kurduğu ve birbirine sıkı sıkıya bağlı olan benzersiz bir ilişki ağı yaratmıştır. Sivas Yıldızeli dağlarına düşen kar tanesi, orta Anadolu toprağını kucaklayıp, döne dolana kuzeye doğru akan Kızılırmakla taşınıp Bafra‘daki pirinç tarlasına, deltada yaşayan manda sürüsüne can verir.
ISPARTA DAĞLARINA DÜŞEN YAĞMUR, AKDENİZ’İN CANLARINI BESLER
Isparta’daki Dedegöl Dağına düşen yağmur damlası, irili ufaklı derelerde buluşup güneye doğru akarak Köprüçayı’dan Akdeniz’e ulaşır. Görkemli Roma ve Selçuklu köprülerini aşan yağmur damlaları, Serik ve Manavgat ovalarında yetişen domatesin, çileğin karpuzun canına can katar. Boğazkent’ten denize karışan suların, bahar yağmurlarıyla birlikte dağlardan indirip getirdiği organik besinler, yılın bu döneminde ta Akdeniz’in doğusundan, kadim Levant kıyılarından çıkıp gelen deniz canlıları için bir yemek şöleni oluşturur. Bu kıyılarda her yıl şaşırtıcı türler görülmesinin nedeni biraz da nehrin taşıdığı bu besin zenginliğidir.
ANTİK ÇAĞIN PETROLÜ GÜNEY ANADOLU’DAN
Aynı bölge içerisinde üç farklı iklim tipine has bitki ve hayvan türlerinin bulunması, büyük bir zenginliktir. Dünyanın farklı bölgelerinde, farklı iklim........
