Yunus Emre ile dolandırmak
Şahin Filiz yazdı…
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, dindar olmadığı halde din pazarlayanların çirkin davranışlarını tanımlamak için “Allah ile aldatmak” kavramını Türkçemize kazandırmıştı. Tam da söylediği gibi oldu, oluyor ve bu gidişle olmaya devam edecek. Helal kazanç elde edilen meslekleri tenzih ederim ama Allah ile aldatmak diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi artık ülkemizde de vazgeçilmez bir meslek oldu. Dinin sırtından doyan doyana; sayıları, grupları, kitleleri korkunç denecek boyutlara ulaştı ve bunlara neredeyse her gün yenileri ekleniyor. Türk toplumu, giderek dayanılmaz hale gelen geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, enflasyonist baskı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin sıklıkla çiğnenmesi karşısında, bütün varlığını yalnızca “nefes alarak yaşama tutunma”ya endekslemek zorunda kalmaktadır. Kimi samimi dindarlığından, kimi vicdan sahibi olduğundan ve belki de kimi kendi kişiliğine ve ahlakına yakıştıramadığından olsa gerek, Allah ile aldatılmayı meslek sayanlardan uzak durmaya çalışıyor. Ne var ki bu ‘meslek’, her türlü kutsalı itibarsızlaştırıyor. Neden? Çünkü neye inanırsak inanalım, “Allah” deyin, ya da “Tanrı” deyin, bu kavram sadece Müslümanlar için değil insanlık için de kutsalın zirvesini temsil eder. Şöyle veya böyle inanın ya da reddedin, sonuç değişmez. Hiç değilse hemen herkesin en kutsal kavram olarak bildiği, inandığı ya da saygı duyduğu bir Allah’tan ya da Tanrı’dan söz ediyorum.
Allah ile aldatma furyası siyasi, hukuki ve ekonomik alanlarda güçlenip semirdikçe toplumda buna direnenlerin sayısı azalmaktadır. Başka türlü diyelim: Türk toplumu, borsa misali sürekli yüksek ve temerrüt faizi gibi sürekli artan kazancın etnikçi ve dinci çevrelerin elinde büyük bir güç oluşturduğunu gördükçe, hakkın, adaletin, helal kazancın, insan olmanın erdeminden uzaklaşıyor. Toplumsal çürüme, ahlaki yozlaşma ve nihayetinde etnik ırkçı terörizmin ülke gündemini meşgul edip kirletmesi ile toplumsal ayrışma, dinci ahlaksızlığın kutsalı çiğneyerek yine kutsal üzerinden illegal, gayri ahlaki yollarla sermayedar olması, öfkelenen Türk halkını Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Türklük bilincine karşı duyarsızlaştırıyor. Ahlakı olmayanın vatanı, bayrağı, milleti olur mu? Hırsızın, yolsuzun, kutsalı kirletenin inancı, imanı, vicdanı olabilir mi? Allah ile aldatanın ailesi, insanlığı, namusu, ilkesi, ülküsü olur mu?
Elbette olmaz.
Allah ile aldatmak, Allah’tan sonra her kutsalı gözden çıkarmak demektir. Allah ile aldatan aileyle aldatır, kutsal kitapla aldatır, ibadet veya dua ile aldatır; toplumun değer verdiği her şey ile aldatır. Şeyh Said’le, emperyalist yalan “Kürt Sorunu” ile, Seyyit Rıza ile, Öcalan ile, altında hinlik yatan barış, demokrasi ve halkların kardeşliği (sanki düşmanmışlar gibi) teranesiyle…aldatır. Etnik ırkçı Türk düşmanları ile dinci bölücüler aynı saftadır. “Cumhuriyet Allah’ı silmiştir” iftirası atarken “ömrüm boyunca Apocu olacağım” sözüyle sözde Marsist-Leninist bebek katiline köleliğini deklere eden Önder, bu kirli ittifakı iki cümleden teyit etmiyor mu?
“Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, halka müderris olsa da, Hak’ka âsidir.”
Hakk’a asi dincilik ve bölücülük bu yetmiş iki millet sınıfına giremez.
Yunus Emre, ülkemizde her inanç, kültür ve din mensubunca en üst değerlerden biridir. Çünkü o, “Yetmiş iki millete bir nazarla bakar”. Türklük din, dil, ırk veya bölge gözetmeksizin İslam öncesinden beri bütün topluluklara, milletlere bir nazarla bakabilmenin adıdır ve Yunus Emre Türklüğün bu evrensel karakterinin sembolüdür. Mala, mülke, zenginliğe, mevki ya da makama değer vermez; Hak katında insan ( ama biyoloji-üstü insan olmalıdır) sevgisi ve erdemlilikten öte zenginlik yoktur.
“Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan!…
Yunus Emre bu dizelerinde hırsızlık, yolsuzluk veya çapulla mal edinenlerden çok helal yolla mal biriktirenleri uyarıyor. Helal kazançla elde edilen mal-mülk, mevki makam ya da varlık, sonuçta Hakk’a aittir; insanlar yalnız emanetçidirler, çünkü hiçbirimiz hiçbir şeyi ölürken yanımızda götüremiyoruz. Basit ama herkes için geçerli yakıcı bir gerçeklik söz konusu. Emek ürünü mal-mülk, helal de olsa, tapınmaya, sonsuza dek sahiplenmeye ve bütün varlığımızı vakfetmeye gelmez. Bütün malımız, mülkümüz ve nihayetinde canımız döner, ilk sahibini bulur. Bir anda her şey elimizden çıkar gider;........
© Veryansın TV
