Teopolitik kuşatma ve cumhuriyetin varoluşsal zırhı
Tarih, bir kronoloji yığını değil; ders almayanlar için trajik bir tekerrürdür. 1243 yılında Kösedağ’da Anadolu Selçuklu ordusu Moğol (İlhanlı) istilasına boyun eğdiğinde, sadece askeri bir yenilgi yaşanmamıştı. Moğollar, işgal ettikleri coğrafyayı yönetmek için en kadim emperyal silahı kullanmışlardı: İçerideki fay hatlarını tetiklemek. O dönemde Baba İshak isyanıyla sarsılan, Sünni-Batıni-Türkmen ayrışmalarıyla hırpalanan Anadolu, Moğol valilerinin elinde mezhepsel ve kabilevi bir laboratuvara dönüştürüldü. Moğollar, Sünni ulema ile Türkmen dervişlerini birbirine karşı kışkırtarak, merkezi otoriteyi felç ettiler ve Anadolu’yu yaklaşık bir asır boyunca bu “kaosun istikrarı” ile yönettiler.
Bugün, 21. yüzyılın şafağında, Anadolu yeni bir Moğol istilasıyla karşı karşıyadır; ancak bu kez Noyanların yerini Pentagon stratejistleri, atlı okçuların yerini ise mezhepçi terör örgütleri ve “açılım” adı altında pazarlanan psikolojik harp teknikleri almıştır. Türkiye bugün, dışarıda “Mezhep Savaşları”, içeride ise “Etnik Bölücülük ve Kült Yapılanmalar” (PKK-FETÖ) üzerinden kurulan bir çift taraflı kıskaca alınmıştır.
İslam dünyası, yüzyıllardır süregelen bir ontolojik krizin pençesindedir. Bu krizin kökeninde, İslam’ın başlangıcındaki kapsayıcı, adaleti ve ahlakı önceleyen “teolojik üst dilin”, yerini kabile asabiyetine ve iktidar hırsına bırakması yatar. Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra başlayan hilafet tartışmaları, dini, bir inanç sisteminden ziyade bir “iktidar aygıtına” dönüştürdü. Sünnilik ve Şiilik, bu tarihsel süreçte iki ana siyasal-teolojik kampa evrilirken; bu kampların altına eklemlenen tarikatlar ve cemaatler, ana akımların “vekalet savaşçıları” (proxy agents) haline geldi.
Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz kanlı tablo, bu tarihsel kırılmanın modern emperyalizmle (ABD-İsrail) evlendirilmiş halidir. Mezhepler artık birer “inanç ekolü” değil, küresel güçlerin satranç tahtasındaki piyadelerdir. Bu noktada en büyük tehlike, Türkiye’nin bu “kimliksel gettolardan” birine hapsedilmeye çalışılmasıdır.
TEOPOLİTİK TUZAK : ‘SÜNNİ BLOK’ VE ‘Şİİ HİLALİ’ KISKACI
ABD ve İsrail’in bölge stratejisi, Türkiye’yi “tarafsız ve laik bir hakem” olmaktan çıkarıp, mezhepsel bir kampın “fedaisi” yapma üzerine kuruludur. Suudi Arabistan’ın 50 ülkeye gönderdiği ve İran’a karşı bir “Sünni İttifakı” kurma çağrısı içeren mektup, bu tehlikeli oyunun en somut belgesidir.
Bu ittifak çağrısının ardındaki gerçek motivasyon, Müslümanların haklarını korumak değil, Hürmüz ve Babü’l-Mendeb boğazlarını ABD kontrolünde tutmak ve İsrail’in bölgesel güvenliğini “Müslüman kanı” üzerinden teminat altına almaktır. Eğer Türkiye, “İran Şii bir tehdit, biz Sünniyiz” diyerek bu bloğa eklemlenirse, şu üç büyük felaketi kendi........
