Şu kışlanın kapısına mail oldum yapısına
Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…
Orta Anadolu’nun içli türkülerinden biridir:
“Şu kışlanın kapısına, Mail oldum yapısına…”
Buradaki “mail olmak”; gönül vermek, meyletmek, hayran olmak anlamına gelir. Türküde kışlanın kapısına duyulan bir hasret, ayrılık ve asker yolu gözlemek vardır.
Fakat bugün bazıları, kışlanın kapısına değil, arsasına mail olmuş gibi görünüyor. Kışlanın yapısına değil metrekaresine; ağacına değil imar değerine; pistine değil rant potansiyeline bakıyorlar sanki.
Son yıllarda askerî kışlalar, hava üsleri, eğitim alanları ve stratejik tesisler; “şehir içinde kaldı”, “kamu yararı var”, “ulaşım kolaylaşacak”, “millet bahçesi yapılacak”, “konut ihtiyacı karşılanacak” gibi kulağa hoş gelen gerekçelerle asli fonksiyonlarından koparılıyor.
Oysa bir kışla sadece bina, bir hava üssü sadece pist, bir askerî eğitim alanı da sadece boş arazi değildir. Bunlar; devletin güvenlik hafızası, harekât kabiliyeti, eğitim düzeni, lojistik altyapısı, personel kültürü ve savunma refleksidir.
“EN GÜZEL YERLERİ ASKERLER KAPMIŞ” YANILGISI
Bugün baktığınızda birçok kışla yemyeşildir; ağaçlı, düzenli, bakımlı ve şehrin keşmekeşinden uzaktır. Bir tertip, temizlik ve disiplin hissi verir. Fakat hakikat çoğu zaman bunun tam tersidir. Asker o araziyi aldığında orası şehrin en güzel yeri değildir. Çoğu kez şehir dışıdır; taşlık, çorak, rüzgâra, soğuğa ve sıcağa açık bir alandır.
Ben bunun en çarpıcı örneklerinden birini Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığında gördüm. Bugün yemyeşil görünen o arazi, kuruluş yıllarında çorak ve kayalık bir bölgeymiş. Yıllar içinde asker oraya fidan dikmiş, sulamış, bakmış, korumuş, çimlendirmiş. Nesiller değişti ama asker aynı alışkanlığı sürdürdü. Sonra bir gün dışarıdan bakan biri gelip “En güzel yeri asker kapmış” diyebiliyor.
Hayır. Asker en güzel yeri kapmadı; aldığı yeri güzelleştirdi. Kendisine verilen taşlığı vatana yakışır hâle getirdi.
Bugün kışlaların, okulların, hava üslerinin ve askerî arazilerin cazip görünmesinin sebebi budur. O alanlar yıllarca kontrolsüz yapılaşmadan, betonlaşmadan, imar hırsından, günlük siyasi hesaplardan ve rant baskısından korunmuştur.
Şimdi soru şudur: Bu korunan alanlara bugün kimler, hangi maksatla mail olmaktadır?
ŞEHİR KIŞLAYA YÜRÜDÜYSE, BEDELİNİ KIŞLA MI ÖDEYECEK?
Birçok askerî birlik kurulduğu dönemde şehir dışındaydı. Yerleşim alanlarından uzakta, emniyetli mesafede, eğitim ve harekât ihtiyaçlarına uygun şekilde planlanmıştı. Fakat yıllar içinde şehirler kontrolsüz büyüdü; imar planları kışlaların etrafına dayandı, konutlar, siteler, sanayi bölgeleri, alışveriş alanları, yollar ve yüksek binalar askerî tesislerin çevresini sardı.
Sonra dönüp askere denildi ki: “Sen şehir içinde kaldın.”
Burada sormak gerekir: Kışla mı şehrin içine girdi, şehir mi kışlanın üzerine yürüdü? Hava üssü mü binalara yaklaştı, binalar mı pistin son yaklaşma hattına dayandı? Eğer yıllarca yanlış imar kararlarıyla askerî tesislerin çevresi doldurulduysa, bunun bedeli neden askerî kabiliyete ödetiliyor?
Şehircilik hatalarının faturası neden kışlaya, hava üssüne, alaya, tugaya kesiliyor?
15 TEMMUZ SONRASI KIŞLALARA BAKIŞ
15 Temmuz hain silahlı kalkışma girişimi, devletin bütün kurumlarında büyük bir travma yarattı. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak 15 Temmuz’dan sonra bazı askerî birliklerin taşınması, bazı kışla arazilerinin boşaltılması ve bazı stratejik alanların farklı projelere konu edilmesi ayrıca değerlendirilmelidir.
Darbecilerle mücadele etmek başka şeydir; askerî tesisleri zayıflatmak başka şey. Suç işleyenleri cezalandırmak başka şeydir; kışlaları tasfiye edip arazilerini imar projelerine açmak başka şey.
İstanbul’da, Ankara’da ve başka büyük şehirlerde yıllarca askerî maksatla kullanılan bazı alanların zaman içinde konut, lüks yapılaşma, millet bahçesi, yol, sosyal tesis veya başka projelere konu edildiğini gördük. Bazı yerlerde “kamu yararı”, bazı yerlerde “şehir rahatlayacak”, bazı yerlerde de “darbe izleri siliniyor” denildi. Fakat her defasında aynı sorular cevapsız kaldı: Askerî ihtiyaç gerçekten dikkate alındı mı? O birliğin harekât görevi, intikal imkânı, lojistik altyapısı, eğitim sahası, personel düzeni, bakım sistemi ve genel savunma planlarındaki yeri hesaba katıldı mı? Yoksa meseleye sadece “boşalan arazi ne olacak?” gözüyle mi bakıldı?
Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı arazisinde yaşanan süreç de bu açıdan dikkat çekicidir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bu geniş askerî alanın bir bölümü yol ve inşaat projeleriyle daralmış; MİT’in yeni yerleşkesi ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarını aynı merkezde toplaması planlanan Ay Yıldız Müşterek Karargâhı projesi de bu bölgenin askerî kullanım dokusunu değiştiren gelişmeler arasında yer almıştır. Elbette devlet yeni güvenlik yerleşkeleri kurabilir. Ancak bir askerî kışlanın zaman içinde parça parça küçülmesi, asli eğitim ve harekât fonksiyonlarının gerilemesi sonucunu doğuruyorsa, bu tablo ayrıca sorgulanmalıdır.
Ayrıca savunma, komuta ve........
