Esas komuta yeri: Askerî sağlık sistemi
Cephede Nefer, Hastanede Hekim
Bir asker için en büyük moral kaynaklarından biri nedir bilir misiniz?
Yaralandığında, arkasında kendisini anlayan, güvenebileceği bir sağlık sisteminin bulunduğunu bilmesidir.
Dağın başında, hudut hattında, üs bölgesinde ya da sınır ötesi harekât sahasında görev yapan Mehmetçik; sadece silah arkadaşına ve komutanına güvenmez. Bilir ki başına bir şey geldiğinde, onu hayata bağlayacak hekim de, sağlık personeli de, tahliye zinciri de aynı ruhun, aynı disiplinin ve aynı kurumsal hafızanın parçasıdır.
Çünkü asker için hastane, tedavi gördüğü bir binanın ötesinde cephe gerisindeki güven duygusudur. Asker için hekim, yalnızca reçete yazan kişi değildir. Hele askerî tabip ve sağlık personeli; beyaz önlüğünün altında aynı üniformanın ruhunu taşıyan bir silah arkadaşıdır.
Bugün üzerinde durmamız gereken mesele tam da budur:
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ve askerî hastaneler neden kapatıldı?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asırlık sağlık hafızası neden sivil sistemin içinde eritildi?
Ve en önemlisi, bu kararın bedelini kim ödedi?
Cevap açıktır: Bu bedeli Mehmetçik ödedi. Gaziler ödedi. Sınır ötesi harekât bölgelerinde yaralanan vatan evlatları ödedi. Ve maalesef hala ödemeye devam ediyor.
Askerî Tabip Sadece Hekim Değildir
Dışarıdan bakan biri, “Tabip her yerde tabiptir” diyebilir. İlk bakışta makul görünen bu cümle, askerlik söz konusu olduğunda eksik kalır.
Elbette tıp bilimi evrenseldir. Anatomi her yerde aynıdır. Sivil hastanelerimizde görev yapan hekimlerimizin bilgisine, emeğine ve fedakârlığına saygımız sonsuzdur. Ancak askerî tabiplik, yalnızca tıp fakültesi diplomasıyla olunabilecek bir şey değildir.
Askerî tabip hem askerdir hem de hekim.
O, yalnızca hastalıkları değil; harekât alanının şartlarını, tahliye zincirini, çatışma stresini, birliğin moralini ve yaralı askerin psikolojisini de bilir. Sedyede uzanan yaralıya sadece bir “vaka” olarak bakmaz. O “vaka”nın arkasında vatan nöbetindeki birliği, komutanları ve silah arkadaşlarının bulunduğunu ve o yaralı Mehmetçiğe gösterilen ilgi ve ihtimamın taa hudut hattından hissedileceğini iyi bilir.
Sivil sağlık sistemi açısından hasta, tedavi edilmesi gereken bireydir. Askerî sağlık sistemi açısından yaralı asker; aynı zamanda muharebe gücünün, birlik moralinin ve devlet sorumluluğunun bir parçasıdır.
Fark tam da buradadır.
GATA Bir Hastane Değil, Bir Ekol İdi
Gülhane Askerî Tıp Akademisi, sıradan bir sağlık kurumu değildi.
GATA; Türk ordusunun sağlık hafızasıydı. Harp cerrahisinin okuluydu. Askerî hekimliğin ocağıydı. Cepheden hastaneye uzanan zincirin merkez üssüydü.
Orada yetişen hekimler sadece anatomi, cerrahi, dahiliye ya da farmakoloji öğrenmezdi. Askerî disiplini, emir-komuta zincirini, yaralı tahliyesini, Kimyasal-Biyolojik-Radyolojik-Nükleer (KBRN) tehdidini, hava-uzay-deniz tıbbını, askerî psikolojiyi, gazilik rehabilitasyonunu ve sahra sağlık hizmetlerini de öğrenirdi.
GATA bir ruhtu, bir hafızaydı, yaralanan askerin hastanede kendini emin ellerde hissetmesi demekti.
Bu ekolün dağıtılması, bir kurumun kapatılmasından ziyade Türk Silahlı Kuvvetleri’nin stratejik destek sistemlerinden birinin yok edilmesidir.
15 Temmuz Gerekçesi ve Büyük Çelişki
15 Temmuz hain silahlı kalkışması, bu milletin bağrına saplanmış kanlı bir hançerdi. Devletin içine sızmış FETÖ’cü alçakların, milletin tankının namlusunu millete çevirdiği o gece asla unutulamaz. Elbette suçlular bulunmalı, yargılanmalı ve devletin bütün kurumlarından temizlenmeliydi.
Ancak burada şu soruyu sormak zorundayız:
15 Temmuz’da sadece askerî sağlık sistemi içinde mi FETÖ’cüler vardı?
Adliyede, Emniyette, Üniversitelerde, Bakanlıklarda, Tıp fakültelerinde vardı. İmam hatiplerde, ilahiyat........
