Askerî eğitim sistemi
Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…
SUBAY MI YETİŞTİRİYORUZ, ÜNİFORMALI MEMUR MU?
Eskiler boşuna dememiş: “Ağaç yaşken eğilir.”
Bu söz, gündelik hayatın sıradan bir öğüdü değildir. Hele askerlik söz konusu olduğunda, bir ordunun karakter kodudur; devletin beka hafızasıdır ve milletin güvenlik sigortasıdır.
Çünkü askerlik sadece bir meslek değildir; bir hayat tarzı, bir duruş, bir aidiyet ve gerektiğinde gözünü kırpmadan ölüme yürüyebilme iradesidir. Üzerimizdeki üniforma da sadece bir kumaş parçası değil; omuzlara yüklenen vatan borcu, şehitlerin hatırası ve bayrağın gölgesinde verilen sessiz bir yemindir.
İşte tam da bu yüzden, son dönemlerde sıkça duyduğumuz “subay alımı” veya “astsubay alımı” ifadeleri kulağa son derece soğuk, hatta tehlikeli geliyor. Çünkü subay ve astsubay alınmaz; yetiştirilir.
Hem de herhangi bir yerde değil; kendi ocağında, kendi geleneğinde, kendi disiplininde ve kendi kurum kültürünün içinde yetiştirilir. Bir mühendis veya bir memur ilanla alınabilir. Ancak subaylık ve astsubaylık; yalnızca diploma, sınav puanı veya mülakatla kazanılacak unvanlar değildir. Bu mesleklerin mayasında çocuk yaşta başlayan bir ruh terbiyesi, karakter inşası ve ocak kültürü vardır.
Bugün asıl sormamız gereken soru şudur: Biz gerçekten subay ve astsubay mı yetiştiriyoruz, yoksa sadece üniforma giydirilmiş memurlar mı?
KAPATILAN SADECE OKULLAR DEĞİLDİ
15 Temmuz hain silahlı kalkışması, bu milletin bağrına saplanmış kanlı bir hançerdi. O ihanetin hesabı elbette sorulmalıydı. Ancak o gecenin ardından alınan bazı kararların, soğukkanlı bir devlet aklıyla değil; öfkenin, telaşın ve ideolojik ön yargıların gölgesinde alındığını artık dürüstçe konuşmak zorundayız. Askerî liselerin kapatılması işte bu kararlardan biridir.
Kuleli, Işıklar, Maltepe, Deniz Lisesi ve Astsubay Hazırlama Okulları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hafıza mekânları, disiplinin beşiği ve Harbiye ruhuna giden yolun ilk basamağıydı.
Bir çocuk 14 yaşında o kapıdan içeri girdiğinde sadece ders görmezdi; sorumluluk almayı, zamana riayet etmeyi, arkadaşının hakkına saygı duymayı ve haksızlıklara karşı mücadele etmeyi öğrenirdi. En önemlisi de bu hayatın artık sadece kendisine ait olmadığını öğrenirdi. O çocuk, vatan kavramını sabah içtimaında, gece nöbetinde ve arkadaşının omzunda hissederdi.
Siz bu zinciri kopardığınızda bir okulu kapatmış olmanın ötesinde bir kurumun genetiğine müdahale etmiş, subay ve astsubay yetiştirme geleneğinin damarlarını kesmiş olursunuz.
Peki, sormak gerekmez mi? 15 Temmuz’da sadece üniforma giymiş hainler mi vardı?
Devletin içine sızmış o karanlık yapının mensupları arasında doktorlar yok muydu? Hâkimler, savcılar, öğretmenler, polisler, mühendisler, akademisyenler, imamlar, müezzinler yok muydu?
Peki, hainler tıp fakültelerinden çıktı diye tıp fakülteleri kapatıldı mı? Hukuk fakültelerinden çıktı diye hukuk fakültelerine kilit mi vuruldu? Eğitim fakülteleri kapatıldı mı? Polis okulları dağıtıldı mı? Mühendislik fakülteleri hedef alındı mı? İmam hatipler ve ilahiyat fakülteleri kapatıldı mı?
Çünkü devlet aklı bilir ki suç kuruma değil, suçluya aittir. Suçlu ayıklanır, yargılanır ve cezalandırılır; fakat kurumlar ortadan kaldırılmaz. Eğer bir hastaneye sızma oldu diye tıp eğitimi bitirilmiyorsa, bir adliyeye sızma oldu diye hukuk fakülteleri kapatılmıyorsa, bir camiye sızma oldu diye imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri hedef........
