Ey insan…
Nedir bu büyüklük, nedir bu bitmeyen “ben” davası? Her gün gözlerinin önünde dostların, arkadaşların, akrabaların ve sevdiklerin birer birer toprağa verilirken hâlâ neyin hesabını yapıyorsun? Hangi güç seni ebedî kılacak zannediyorsun?Unutma ki hayat, sana verilmiş geçici bir emanetten ibarettir. Her nefes, aslında son nefese biraz daha yaklaştığının ilanıdır. Sen bugün yürürsün, yarın adın bir mezar taşına yazılır. Dün başkaları için okunan fatihalar, yarın senin için okunacaktır.Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:“Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.”Çünkü ölümü unutan, dünyayı ebedî zanneder; dünyayı ebedî zanneden ise haddini aşar, kalbini karartır, nefsinin esiri olur.Mal mı seni kurtaracak? Makam mı? Ünvanlar mı?Nice servet sahipleri vardı ki kefene cep dikemediler. Nice makam sahipleri vardı ki mezara unvanlarıyla giremediler. Toprak, kimseye ayrıcalık tanımadı. Ne zengine yumuşak davrandı ne de güçlüye boyun eğdi.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadisinde şöyle buyurur:“Âdemoğlu ‘malım, malım’ der. Hâlbuki senin malından ancak yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve sadaka verip ahirete gönderdiğin vardır.”İşte hakikat budur!Geride kalan ne saraylardır ne de kasalardaki servetlerdir… Geride kalan sadece iyiliklerdir. Bir yetimin başını okşadıysan, bir garibin duasını aldıysan, bir gönlü incitmek yerine onardıysan… İşte onlar seninle gelecek olan tek sermayedir.Peki hâlâ neyin gururu bu?Hangi üstünlük seni diğerlerinden farklı kılıyor? Aynı topraktan yaratıldın, aynı toprağa döneceksin. Aradaki bu kısa yolculukta neden bu kadar kibir, neden bu kadar böbürlenme?Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca erişebilirsin.” (İsrâ, 37)Ey insan!Bilseydin… Gerçekten bilseydin…Bir gün her şeyini bırakıp gideceğini, tek başına bir kabre konulacağını, sadece amellerinle baş başa kalacağını bilseydin; vallahi dünyayı değil, dünyadaki bütün ihtişamı verip ahiretini kazanmak isterdin.Ama ne yazık ki insan…Son nefesine kadar çoğu zaman kendi nefsinin sarhoşluğundan uyanmaz. Gururunu terk edemez, kibirden vazgeçemez. Ta ki ölüm gelip kapısını çalana kadar…O an geldiğinde ise ne geri dönüş vardır ne de telafi…Sadece derin bir pişmanlık ve “keşke…” ile başlayan ama asla tamamlanamayacak cümleler kalır.Şimdi düşün…Henüz nefes alabiliyorken, henüz vakit varken, henüz kapı kapanmamışken…Hâlâ kendine dönmeyecek misin?
