HASTANE BOMBALANDIĞI GECE
17 Ekim 2023 akşamı barbar İsrail, içinde masum bebeklerin tedavi gördüğü El-Ehli Baptist Hastanesini güdümlü füzelerle bombaladı.
Hastane bombalandığında evde daha fazla dayanamayıp kendimi dışarı attım.
Van sokaklarına çıktığımda baya bir insan kalabalığı vardı.
Önceden belirlenmiş bir protesto olmadığı için halkın tepkisi ve attığı sloganlar da son derece sertti!
İnsanlar öyle büyük bir öfkeyle tepki gösteriyorlardı ki;
“Mehmetçik Aksa’ya, ordular Aksa’ya!” sloganlarıyla artık bu zulme bir son verilmesi gerektiğini haykırıyorlardı.
Kendi kendime, "Herhalde bu kalabalıkla, bu gece sınıra doğru gideriz," dedim.
Ülkemizin Filistin’e en yakın noktası olan Hatay’ın Yayladağı sınırından Mescid-i Aksa’ya olan mesafeye baktım, 643 kilometre olarak gösteriyordu.
"Olur da Hatay’a kadar araçlarla gitsek, devlet izin vermese dahi milyonlar bir araya gelerek sınırları aşarız," diye düşündüm.
Zira İsrail denen bu terörist yapı; ki "terörist" demek dahi hafif kalır. Bunlar tam anlamıyla birer vahşi yamyamdırlar.
Bu yamyamlar, milyonlarca insanı aynı anda bombalayamazdı. Biz buradan giderdik, diğer illerden de gruplarlar halinde insanlar gelir. Böylece milyonlarca insan toplanırdı.
O geceyi hatırlayın:
İlk defa sosyalisti, komünisti, imamı, sağcısı, solcusu hepsi tek çatı altında toplanmış, bu vahşete ortak tepki gösteriyorlardı.
En sert söylemlere sahip olan Halil KONAKÇI gibi imamlar ile sosyalistler kol kola girmiş, İsrailli yamyamlara tepki gösteriyorlardı.
Eğer o tepki aynı kararlılıkla devam etseydi, İsrail o gecenin sabahında durmak zorunda kalırdı; çünkü devlet artık insanları zapt edemez duruma gelirdi.
Ancak o tepki o geceyi aşamadı.
Gece saat 1’e doğru insanlar yavaş yavaş çekilmeye başladılar.
Çünkü sabah mesai vardı, sabah iş vardı…
Onca kalabalık kısa süre içerisinde dağıldı ve koca meydanda birkaç kişi kaldık.
O an anladım ki; sabah Mescid-i Aksa’ya gitme düşüncesi yoktu, sabah işe gitme düşüncesi vardı.
İnsanlar evlerinde dayanamamış, kendilerini dışarı atmıştı.
Ancak düdüklü tencerede biriken gaz gibi öfkesi birikmişti; dışarı çıktı, öfkesini bağırarak boşalttı ve gitti!!!
Gazı henüz tamamen boşalmamış olanlar, sonraki akşamlar camilerde toplanarak tepkilerini sürdürmeye çalıştılar.
Birkaç gün sonra gruplar yavaş yavaş birbirinden de koptu. Bir vakıf veya derneğin öncülük ettiği gösteriye, diğer gurupların temsilcileri katılmaz oldu.
Maalesef bir vahşete tepki verirken dahi birbirimizden ayrıldık.
O günden bugüne, hastanede katledilenlerin belki yüz katı çocuk öldürüldü, akıl almaz vahşetler yaşandı; ancak o gecenin onda biri kadar bile bir tepki gösterilmedi.
Çünkü İsrail’e olan öfkemiz sadece bir "gaz"dı;
Biri geldi, düğmeye bastı, gaz boşalttı ve her şey bitti!
İşte bizim Gazze düşüncemiz bu kadar!
Bir Müslümanın, Müslüman’a sahip çıkması bu kadar basit!
"Gazlı Müslümanlar", Gazze’nin derdine derman olamazlar.
"Gazlı Müslümanlar", iş bitiren değil, işin şovunu yaparlar.
İnsanları meydana çıkarıyorlar, bağırıp tepki göstermelerine izin veriyorlar.
Sonra; "Öfkenizi gösterdiniz, İsrail’e gereken tepkiyi verdiniz. Böylece vazifenizi yaptınız, cihat sevabını da aldınız, haydi şimdi herkes evlerine dağılsın," der gibi bir hava estiriyorlar.
Birkaç gün sonra sanki böyle bir vahşet hiç yaşanmamış böyle bir insani dram hiç olmamış gibi rutin hayatımıza devam ettik.
Hatta bu vahşetler kanıksanmaya, normal görülmeye başlandı.
İsrail zaten her gün öldürüyor, bugün de öldürdü.
Değişen bir şey yok ki!
Bu normalleşmeyi İsrailli milletvekili Zvi Sukkot şu sözlerle itiraf ediyor:
"Herkes artık Gazze’de günde 100 kişinin öldürülebileceğine ve kimsenin bunu umursamayacağına alıştı. Dün gece Gazze’de 100 kişi öldürdük ve dünyada kimse bunu umursamadı."
Bu itiraf, Müslümanların kendi kardeşlerine yapılan vahşete nasıl alıştırıldığının kanıtıdır.
Karıncayı dahi incitmekten sakındıran bir dine mensup olan Müslümanlar, kendilerine uygulanan bu soykırıma karşı sessiz ve seyirci kalmaya artık son vermeliler.
