8 Mart: Kutlama Değil, Yüzleşme Günü
8 Mart… Dünya Kadınlar Günü. Bu gün yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda bir yüzleşme günü olmalıdır. Çünkü gerçeklerle yüzleşmeden hiçbir toplumsal değişim mümkün değildir.Toplumda sıkça dile getirilen bir söz vardır: “Kadınlar toplumun yarısını oluşturur.”Ne yazık ki bu ifade çoğu zaman yalnızca bir söylemden ibarettir. Gerçek hayata baktığımızda tablo oldukça farklıdır. Türkiye’de öğretmenlerin yaklaşık %55–60’ı kadındır. Buna rağmen okul müdürleri arasındaki kadın oranı yalnızca %5–7 bandında kalmaktadır. Eğitim sisteminin yükünü büyük ölçüde kadınlar taşırken, karar mekanizmalarında aynı oranda temsil edilmemeleri ciddi bir eşitsizliği gözler önüne serer.Ekonomik alanda da benzer bir tablo vardır. Türkiye’de ekonomik mülkiyetin yalnızca yaklaşık %20–25’i kadınların elindedir. Yani üretimde, emekte ve yaşamın her alanında var olan kadınlar, mülkiyet ve güç paylaşımında aynı görünürlüğe sahip değildir.Siyasette durum çok farklı değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekili oranı yaklaşık %20 civarındadır. Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında ise kadın oranı yaklaşık %21,5 seviyesindedir.Sorun yalnızca temsil ve ekonomiyle sınırlı değildir. Bir de işin en acı tarafı vardır: şiddet.2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü ve yüzlerce kadın da şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir; her biri yarım kalmış bir hayatın, parçalanmış bir ailenin ve toplumun vicdanına bırakılmış ağır bir sorumluluğun göstergesidir.Bu tablo bize acı ama açık bir gerçeği hatırlatıyor:Kadınların hak ettiği yer, tarih boyunca kendiliğinden verilmemiştir.Ne erkek egemen düzen, ne gelenekler, ne de kültürel alışkanlıklar kadınlara özgürlüğü bir lütuf olarak sunmuştur. Tarih bize çok daha net bir şey öğretir:Haklar verilmez, alınır.Burada kastedilen şey bir çatışma değil, bir bilinç devrimidir.Ancak kadın hareketinin önündeki en büyük engellerden biri de kadınların kendi içindeki bölünmüşlüktür. Kadınlar çoğu zaman yalnızca kendi sosyolojik çevrelerinin kadınlarına duyarlıdır.Bugün kadınlar; muhafazakâr, laik, Türk, Kürt, zengin ya da fakir gibi farklı kamplara ayrılmış durumdadır. Her kesim yalnızca kendi çevresindeki kadınların acısına üzülmekte, diğerlerinin yaşadıklarına karşı çoğu zaman sessiz kalmaktadır.Muhafazakâr kadınların laik kadınlara, laik kadınların muhafazakâr kadınlara karşı duyarsız kaldığı; sınıfsal ve kültürel ayrımların kadın dayanışmasının önüne geçtiği bir toplumda gerçek bir toplumsal dönüşümün gerçekleşmesi oldukça zordur.Oysa gerçek değişim önce kadınların kendi zihin dünyasında başlar.Kadınlar birbirini rakip değil, yol arkadaşı olarak görmeye başladığında; inanç, sınıf, kültür ve yaşam tarzı farklılıklarını aşarak ortak bir bilinç oluşturduğunda, toplumsal denge de değişmeye başlar.Bir toplumda nüfusun yarısı aynı bilinçle hareket ederse, bu artık yalnızca bir toplumsal kesim değil; tarihi değiştiren bir güç haline gelir.Aksi durumda ise sonuç hep aynı olur:Bölünmüşlük, güçsüzlük ve hüsran.8 Mart bu yüzden sadece çiçeklerin verildiği bir gün değil; kadınların birbirini gerçekten görmeye başladığı gün olmalıdır.
