Haluk Levent ve Ahbap Olayı
Türkiye’de sivil toplumun tarihsel ve sosyolojik gelişimi incelendiğinde, kurumsallaşmanın önündeki en kronik bariyerin "toplumsal güven" eksikliği olduğu görülmektedir. Sosyal sermaye literatüründe Putnam (1993) güveni demokratik ve sivil katılımın temel yakıtı olarak tanımlarken, Fukuyama (1995) düşük güven düzeyine sahip toplumlarda sivil örgütlenmenin rasyonel-bürokratik kurumlar yerine kişi-merkezli enformel ağlara kayacağını öne sürer.
Yaklaşık yirmi yıl önce kaleme olduğumuz doktora tezimiz ve o dönemden bu yana yürüttüğümüz akademik çalışmalar, Türk sivil toplumunun en kırılgan fay hattının bu güven unsuru olduğunu kantitatif verilerle ortaya koymuştur. Zaten kırılgan olan sivil toplum ve güven ilişkisi bu son olaylardan sonra daha da derinleşecektir.
Toplumsal fayda üretmek amacıyla yola çıkan birçok dernek, vakıf, girişim ya da oluşum; özellikle katılımdan kaynaklanacak finans gücü ve etkinlik kapasitelerini kaybedeceklerdir. Bu çalışma aslında herkesin gözden kaçırdığı ya da okuyamadığı STK’lara güven kavramı üzerine odaklanmıştır.
2023 Kahramanmaraş-Hatay depremi sonrasında sivil alanda ortaya çıkan kurumsal boşluğu, dijital iletişim platformlarının rüzgarıyla yükselen Haluk Levent ve Ahbap platformu vakası üzerinden analiz etmektedir. Çalışma, şeffaflıktan uzak, hesap verilebilirliği sosyal medya beğenilerine sıkışmış ve gücünü kurumsal akıl yerine dijital popülizmden alan bu yeni aktör tipolojisinin, Türkiye'de zaten zayıf olan sivil toplum yapısında yarattığı derin güven yıkımını ve "Hayırseverlik Maskeli Yapısal Deformasyon" olgusunu kuramsal düzeyde tartışmaktadır.
TÜRK SİVİL TOPLUMCULUĞUNDA KRONİK BİR PROBLEM ALANI OLARAK "GÜVEN"
Türkiye’de dernekçilik, vakıf kültürü ve genel anlamda sivil toplumun tarihsel serüveni, yapısal zafiyetler ve dönemsel travmalarla şekillenmiş akut bir güven bunalımına dayanmaktadır. Sivil toplum üzerine yazdığım doktora tezimde, hem gerçekleştirdiğim kapsamlı kantitatif çalışmalara hem de literatüre dayalı olarak Türk sivil toplumculuğunun en kronik, en aşılmaz problem alanlarından birinin "toplumsal güven" unsuru olduğunu vurgulamıştım.
Aradan geçen zaman, tezimde ortaya koyduğum bu yapısal zafiyetlerin haklılığını ve sivil alanın kırılganlığını ne yazık ki defaatle doğrulamıştır. Zaten kırılgan olan sivil toplum ve güven ilişkisi bu son olaylardan sonra daha da derinleşecektir. Toplumsal fayda üretmek amacıyla yola çıkan birçok dernek, vakıf, girişim ya da oluşum; özellikle katılımdan kaynaklanacak finans gücü ve etkinlik kapasitelerini kaybedeceklerdir. Bu güvensizlik ortamı, tarihsel kırılma noktaları ve sosyolojik travmalarla sürekli beslenmiştir.
12 Eylül askeri darbe rejiminin sivil alan üzerinde yarattığı travmatik felç ve örgütlenme özgürlüğüne indirdiği darbeler, toplumun örgütlü yapılara karşı mesafeli, ürkek ve şüpheci bir refleks geliştirmesine neden olmuştur. Yakın geçmişte ise sivil alan çok daha sofistike, içten içe çürüten bir meşruiyet kriziyle sarsılmıştır.
FETÖ gibi illegal ve asimetrik yapıların; Türk halkının kadim vakıf, dernek ve yardımlaşma kültürünü (1125........
