Hoş Geldin Nisan
Kapıyı çalıyor… Açıyorsun ve içeriye sadece bahar girmiyor. Hareket giriyor. Hız giriyor. Gündem giriyor. Bir bakıyorsun, dış dünyada olaylar peş peşe akıyor; bir yandan kararlar değişiyor, bir yandan dengeler yerinden oynuyor. Sanki sahnede perde bir anda açılmış gibi. Tempo yükselmiş, herkes rolüne daha hızlı giriyor.
Ama işin ilginç tarafı şu; bütün bu hareketin ortasında, gözle görünmeyen başka bir süreç daha var. Sessiz değil ama derinden ilerleyen bir şey… Tıpkı toprağın altındaki o ilk filiz gibi. Henüz tam görünmüyor ama durmuyor da. Giderek büyüyor.
Zaten meselenin özü de burada. Büyük dediğimiz şeylerin çoğu, aslında küçücük bir yerden başlar. Bir düşünce, bir karar, bir niyet… Kimse önemsemez ilk anda. Ama sonra o küçük şey, büyür. Kök salar. Hayatın içine yerleşir. Ve bir bakarsın, yön değiştirmiş.
Şimdi dürüst olalım; hayatımızda neyi büyütüyoruz? Çünkü bir şey mutlaka büyür. Bu işin ortası yok. Ya seni ileri taşıyan bir şey büyür ya da fark etmeden seni yoran, aşağı çeken bir şey. O yüzden seçim dediğimiz şey burada başlıyor. Ne tuttuğuna dikkat etmen gerekiyor. Çünkü tuttuğun şey seni de tutar.
Üstelik dışarısı bu kadar hareketliyken, içeride daha sağlam durmak gerekiyor. Her gelen bilgiye kapılmadan, her duyduğunu büyütmeden… Ayıklayarak ilerlemek. Gürültü var diye her sesi ciddiye almak zorunda değilsin. Bazı şeyleri görmezden gelmek de bir seçimdir. Hatta çoğu zaman en doğru seçimdir.
Bir de şu tarafı var işin; bazen insan en çok kendini yorar. Fazla düşünerek, fazla yüklenerek, her şeyi aynı anda çözmeye çalışarak… Oysa hayat çoğu zaman daha sade çalışır. Net olursan rahat edersin. Kararsız kaldığında yorulursun.
Bedene gelirsek… Orası da bu hareketten nasibini alır. Özellikle yeme düzeni hemen etkilenir. Ağır yemekler, yağlı tabaklar, düzensiz saatler derken bir bakarsın enerji düşmüş. Şişkinlik, ağırlık hissi, isteksizlik… Aslında çok basit bir yerden toparlanır; biraz hafiflemek. Daha sade yemekler, daha düzenli saatler. Kendini zorlamadan ilerlemek. Çünkü beden rahat değilse, zihnin de rahat etmez.
Nisan kapıyı çaldı ve içeri girdi. Sahne hazır, ışıklar yanıyor. Hikâye akmaya başladı bile.
Bu hikâyede hangi yöne yürüyeceksin?
