menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atatürk'ün Sofya'daki 440 Gününün Sessiz Hikâyesi

308 0
03.06.2026

Geçen hafta Sofya'daydım… Şehir önce; sarı taşlı bulvarları, eski Avrupa'nın izlerini taşıyan cephe süslemeleri, Rus Kilisesi'nin altın kubbesi ve ortodoks kiliselerinin ihtişamı ile gösterdi kendini… Ancak benim gözüm Çar Osvoboditel Bulvarı ile Rakovski Caddesi'nin kesiştiği köşede, yüz yıldır ayakta duran ve aslında halka kapalı bir bina olan “Central Military Club”’ta idi…

Uzun zamandır bu binanın yetkilileri ile ısrarlı bir yazışma halindeydim.. Zira 1913-1914 yıllarında bu binadan Sofya'ya askeri ateşe olarak gönderilen genç bir Türk subay geçmişti… 

Resmî tarih bu dönemi genellikle birkaç paragrafla geçer; oysa Sofya günleri belki de; henüz “Atatürk” soyadını almamış, henüz bir cumhuriyeti kurmamış, henüz sadece 32 yaşında bir binbaşı olan Mustafa Kemal'in fikirsel dünyasının asıl şekillendiği yerdi… Bu dönemi daha iyi kavrayabilmek için de Bulgaristan'ın askerî kalbi olan bu binaya girmeyi ve onun burada yaşadıklarını hissedebilmeyi çok istiyordum. 

Büyük ihtimalle akademik kariyerim ve kurucumuza olan samimi hayranlığımdan etkilenen askeri yetkililer bu salonun kapılarını benim için açtılar… 

Beni kapıda karşılayan ve binadaki rehberliğimi de üstlenen yetkilinin güler yüzlü karşılamasına eklediği “O bizim için de çok büyük bir liderdir...” cümlesi heyecan ve gururumu ikiye katladı… Bu kıymetli yetkilinin adı Vlado'ydu… İlerleyen saatlerde anladım ki Vlado sıradan bir yetkili değil, neredeyse bu hikâyeyi yıllardır anlatacak birini bekleyen bir gönüllüydü…

Önce bir parantez açmak gerek; çünkü bu hikâye, anlatıldığı mekândan ayrı düşünülemez… Central Military Club, 1895'te temeli atılmış, 1907'de tamamlanmış bir Neo-Rönesans yapısı… Çek mimar Antonín Kolá? tasarlamış, Bulgar mimar Nikola Lazarov bitirmiş… Yapının temeline 1885-86 Sırp-Bulgar Savaşı'nın Slivnitsa muharebe alanından bir taş yerleştirilmiş; yani daha kuruluş anında bir savaş hafızası taşıyor… Bina, Bulgaristan'ın Osmanlı yönetiminden çıktıktan sonra inşa ettiği ilk anıtsal yapılardan biri… Üç katlı, iki kanatlı, üç görkemli kuleli… İçinde 450 kişilik bir konser salonu, Viyana'dan getirilmiş avizeler, mermer döşemeler, İtalyan ipekleriyle kaplı duvarlar var… Yani 20. yüzyılın başında Sofya elitinin balolarını, resepsiyonlarını ve devlet törenlerini düzenlediği, başkentin “misafir salonu” gibi bir mekân… İşte bizim genç binbaşının Sofya günlerinin asıl sahnesi de tam burası…

Mustafa Kemal, Kasım 1913’te -Balkan Savaşları'nın hemen ardından- Bulgar-Türk siyaseti arasındaki kırılmış güveni yeniden inşa etmekle görevlendirilmiştir. Selanik'te doğmuş, Bulgarların arasında büyümüş, Balkan kültürünü içeriden bilen bir subay bu görev için biçilmiş kaftandır. Sofya'da tam olarak 440 gün kalır. Bu 440 günün, ileride kuracağı modern Türkiye Cumhuriyeti'nin fikrî altyapısında ne kadar büyük bir yer tuttuğu ne yazık ki yeterince konuşulmuyor…

Sofya günleri yalnızca diplomatik raporlardan, gizli istihbarat görüşmelerinden ve resmi ziyaretlerden ibaret değildi........

© Turktime