menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KÜRESEL STRATEJİK DEPREM

3 0
08.08.2026

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Savunma İttifakı Karşısında Batı ve Bölge Başkentlerinin Uykusunu Kaçıran Korku Sarmalı

Küresel ve bölgesel güvenlik mimarisinin radikal bir kırılma yaşadığı, konvansiyonel tehditlerin siber ve silsileli asimetrik harplerle birleştiği modern çağda, jeopolitik dengeleri derinden sarsacak tarihî bir adım atılmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma ve Savunma Sanayii İş Birliği Anlaşması, sadece üç dost ülkenin askeri yakınlaşması değil; okyanus ötesi vesayet odaklarına, bölgesel gladyo tasarımlarına ve sınırları kanla çizmek isteyen sömürgeci akla karşı inşa edilen yeni bir stratejik güç eksenidir. Askeri teknolojideki Türk dehasını, Pakistan’ın nükleer caydırıcılık ve operasyonel tecrübesini, Suudi Arabistan’ın ise muazzam finansal gücünü bir araya getiren bu hamle, İslam coğrafyasının kendi savunma haritasını bütünüyle kendi öz kaynaklarıyla çizme kararlılığıdır.

İttifakın Jeopolitik Gerekçeleri ve Üçlü Sinerjinin Stratejik Sacayağı

Bu tarihî anlaşmanın arkasında yatan temel gerekçe, küresel sistemin ve uluslararası güvenlik örgütlerinin bölgesel krizleri çözmedeki mutlak ataleti ve taraflı tutumudur. Doğu Akdeniz’den Körfez havzasına, Güney Asya’nın kırılgan hatlarından Ortadoğu’nun fay hatlarına kadar uzanan coğrafyada; tam bağımsız bir optical/güvenlik kuşağı oluşturmak artık bir tercih değil, kaçınılmaz bir beka vazifesidir. Türkiye; İHA/SİHA teknolojilerindeki küresel liderliği, savunma sanayiindeki yerli üretim kapasitesi ve deniz doktrinleri olan Mavi Vatan stratejisiyle ortaklığın sınai omurgasını oluşturmaktadır. Pakistan; İslam dünyasının tek nükleer gücü olması ve çetin asimetrik harp deneyimiyle ittifaka nükleer caydırıcılık kalkanı sağlamaktadır. Suudi Arabistan ise muazzam finansal sermaye gücüyle projenin endüstriyel finansmanını sırtlamaktadır. Tarihin büyük dâhisi İbn Haldun'un Mukaddime'sinde asırlar önce formüle ettiği, "Devletlerin bekası ve zaferi, ortak bir mefkûre etrafında kenetlenen asabiyet bağının gücüne bağlıdır" tespiti, bugün üç ülkenin askeri mutabakatıyla çağdaş bir jeopolitik gerçekliğe dönüşmüştür.

Ankara Açısından Finansal Rahatlama ve Pazar Hegemonyası

Bu anlaşmanın getireceği en büyük stratejik kazanç, millî savunma sanayii projelerinin ihtiyaç duyduğu devasa AR-GE bütçesinin Körfez sermayesi tarafından kesintisiz olarak fonlanacak olmasıdır. Batı dünyasının örtülü ya da açık ambargolarla Türk projelerini yavaşlatma hamlesi, bu finansal ortaklıkla boşa çıkarılmıştır. İkinci olarak, Türkiye’nin yerli ve millî savunma sanayii şirketleri, hem Suudi Arabistan’ın tedarik pazarında mutlak bir tekel elde edecek hem de Pakistan üzerinden Güney Asya ve Asya-Pasifik askeri pazarına doğrudan sızma imkânı bulacaktır. Lahor’un o dertli ve büyük ruhu Muhammed........

© Turktime