KIZILELMA’NIN JEOSTRATEJİK ROTASI
1071’DEN 2071’E BÜYÜK TÜRKİYE YÜRÜYÜŞÜ Küresel ittifakların sarsıldığı ve yeni güç dengelerinin tartışıldığı NATO Zirvesi’nin ardından bu yazı; Malazgirt’ten Cumhuriyet’e uzanan bin yıllık devlet aklının jeopolitik kodlarını çözmektedir. Küresel kuşatmalara karşı yükselen Ankara merkezli bağımsız iradenin; savunma sanayinden siber egemenliğe, aile yapısının muhafazasından gelecek vizyonuna kadar Türkiye’nin önümüzdeki yarım asırlık rotası.
Tarih, geçmişte yaşanıp bitmiş kronolojik olaylar silsilesi değildir. Bugünü anlamlandıran ve geleceği inşa eden mukaddes bir gen haritasıdır. Türk milleti, Anadolu’yu hiçbir zaman sadece fiziki bir toprak parçası olarak görmemiştir. Onu adalet, nizam-ı âlem ve ilahi bir davanın taşıyıcısı kılmıştır. Malazgirt’ten Cumhuriyet’e, oradan 2071 hedeflerine uzanan bu hat; tarihsel bir süreklilik, sarsılmaz bir devlet aklı ve jeopolitik bir iman manifestosudur.
1071 - 1299 - 1453: Kapı, Çadır ve Cihan İmparatorluğu Anadolu’nun kapısı 1071’de Sultan Alparslan’ın şu sarsıcı nidasıyla açıldı: “Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum!” Bu nida, coğrafyayı sadece bir yurt edinme hamlesi değildi. Sonraki bin yılın stratejik ve manevi temelidir. Peki, bu temel nerede kurumsallaştı? 1299’da, Söğüt’te Osman Gazi’nin çadırında. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturu, devleti sadece askeri bir güç olmaktan çıkardı. Onu ahlaki, felsefi ve sosyolojik bir kaleye dönüştürdü.
1453’te ise Fatih Sultan Mehmed, “İmkânın sınırını görmek için, imkânsızı denemek lazım” diyerek çağ kapattı, çağ açtı. İstanbul’un fethi, Akşemseddin’in manevi rehberliğiyle şekillenen devlet aklının gövde gösterisiydi. Doğu ve Batı’nın kalbini ele geçirerek dünya sistemini yeniden dizayn etme iradesiydi. Bu irade, Fatih’in Bosna Fermanı ile dünyaya ilan ettiği, inanç özgürlüğünü........
