menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendimizle ve tarihimizle barışmak

42 0
03.07.2026

Ölülerimizle birlikte yaşamak... Bu söz bana Yahya Kemal’i hatırlatır. Galiba Madrid’de elçi iken bir yabancıya verdiği cevaptır bu. 1920’li yıllarda İstanbul nüfusunu abartılı bir şekilde söylediğinde şaşıran yabancıya “Biz ölülerimizle birlikte yaşarız” diye cevap vermiştir. Aslında bu bir cevap değil bir medeniyetin farkını ortaya çıkarmaktır. Ölümden korkan değil ölüm gerçeğiyle yaşayan ve onunla barışık olan bir toplum kültüründen söz eder. Şehirdeki mezar taşları bir bakıma o şehrin kültürel zenginliğidir Yahya Kemal’e göre...

Gerçekten de Türk-İslam medeniyetinde ölüm ve hayat birbiriyle bağlantılıdır ve birbirini tamamlar. Bu kültür, ölüleri korkulacak şey saymaz aksine hayatın içinde, hatırası bulunan doğal bir parça sayar... Onlar bir kültürün manevi miraslarıdır... Onun için ölüden korkmak akla bile gelmez... Ecdadın zamanında mezarlıklar bu sebeple şehir içinde, cami avlularında -ki onlara hazire denilirdi- ve mahalle aralarında ya da gelip geçenin uğrayabileceği durup Fatiha okuyabileceği yol kenarlarında yer alırdı.

Herkes bilirdi ki her nefis bir gün ölümü tadacaktır. Hazreti Mevlâna’nın dediği gibi ölüm “şeb-i arus” yani düğün gecesidir. Öncekiler ölenin hatırasına saygı duymuş, mezar taşlarını........

© Türkiye