menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran fırtınasında Ankara’nın pusulası

65 38
saturday

İran’daki gelişmeler; ABD-İran gerilimi ve İsrail’in İran içindeki eylemlere müdahil olduğu yönündeki iddialar üzerinden Türkiye’nin bu sürece nasıl yaklaştığı sorusunu gündeme getiriyor. Bu bağlamda, konuya dair kısa notlar paylaşmak istiyorum...

Yakın siyasi tarihimiz, bölgesel siyasi dalgalanmaların sosyolojik ve ekonomik sonuçlarının ne denli ağır olabildiğini defalarca ve birlikte tecrübe ettiğimizi gösteriyor.
Komşumuz İran ise bu örneklerden ayrışan, yapısı itibarıyla daha karmaşık, sonuçları bakımından ise çok daha ağır etkiler doğurma potansiyeline sahip bir ülke konumunda. Bu nedenle Türkiye’nin, söz konusu gelişmeler karşısında herhangi bir tarafın yanında ya da karşısında konumlanmaktan özellikle kaçındığı açıkça görülüyor.

Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da yıllık basın toplantısında İran’a ilişkin yöneltilen sorulara cevaben, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir askerî müdahaleyi arzu etmediğini, aksine Tahran ile Washington arasında tırmanan krizin bir an önce çözüme kavuşturulmasından yana olduğunu net biçimde ifade etti. Türkiye’nin sorunların çözümünde benimsediği bu yaklaşımın, bölgesel istikrar açısından son derece anlamlı olduğunu da özellikle vurgulamak gerekiyor.

İran’ın iç yapısına bakıldığında, topyekûn ve yekpare bir toplumsal sesin olmadığı görülmektedir. Böylesi bir tabloda artan toplumsal hareketlilik, farklı kesimlerin karşı karşıya gelmesine kapı aralamaktadır. Bu durum, yeni bir iç savaş ihtimalini dahi içinde barındırmaktadır. Böyle bir senaryonun bölgesel taşkınlıklara yol açma ihtimali üzerinde ciddiyetle düşünmek gerekmektedir.

Dolayısıyla Türkiye, İran’daki gelişmeleri ideolojik okumalarla değil, doğuracağı reel sonuçlar üzerinden analiz etmektedir. İran, tek katmanlı bir toplumsal yapıya sahip olmadığından sokağa çıkan itirazcılar olduğu kadar, rejim yanlısı kitlelerin varlığı da göz ardı edilemez. Böyle bir yapıyı dış müdahalelerle harekete geçirme çabası, en çok bölgenin asli aktörlerine zarar verecektir.

Bu noktada asıl soru şudur: İran yönetimi, kendi içinden yükselen reform taleplerine nasıl bir karşılık verecektir?
İç istikrarın güçlendirilmesi, dış........

© Türkiye