Gülşah’ın kokusunu bu Türk kiliminin tellerinde giderecekti
“Mert, sözünün eri bir kızmışsın be Maria. Yâ İlahi, yâ Rabbi! Bu kulunu razı olduklarından eyle… Sevdiklerinin hürmetine Allah’ım…”
Doğan Bey, fevkalâde üzüldü. Sanki bu gördüklerinin asıl müsebbibi kendisiydi. Köşede, yırtık bir hasırın üzerinde iki kılıç ve kalkan, hasırın ucunda bir sandık, üzerinde su dolu bir testi, duvarda bir torbaya asılı taze pişmiş ekmek, bir tahta kapta peynir ve zeytin duruyordu. Ceviz oymalı sandığı açtılar. Şövalye elbiseleri ve aksesuarları vardı. Bir takımını alırken; “Mert, sözünün eri bir kızmışsın be Maria. Yâ İlahi, yâ Rabbi! Bu kulunu razı olduklarından eyle… Sevdiklerinin hürmetine Allah’ım…” diye duâ etti içinden.
Şatonun bu en tepesinde, köşede, küçük bir oda daha vardı. Güneşten kavrulmuş tahta oymalı kapıyı açtı, içeri girdi. Bu küçük odacığın, perdesiz penceresinin önündeki tahta yükseltinin üzerine, Türk kilimlerinden biri seriliydi. Ucundan tuttu, kaldırdı, kokladı. Sanki bütün memleket hasretini, Gülşah’ın kokusunu bu kilimin tellerinde giderecekti. Üzerindekileri........
