Durumu fark eden Maria, avazı çıktığı kadar bağırdı
Her biri bir orduya bedel adamlarının, bir tıfıl karşısında hâk ile yeksan olmasına ise kahretmiş, sinirlenmiş, hırsından deliye dönmüştü.
Heyecanı geçince kızcağıza sordular:
- Nereden gelip, nereye gidersin?
Kız soruyu sanki hiç duymamıştı. Gözleri büyümüş, rengi solmuş olarak derinlerde bir yere bakıyordu.
Meğer eşkıya başı İvan, adamlarının geciktiğini görünce güvendiği iki elemanını yanına alıp hadisenin geçtiği mekâna gelmiş. Bir müddet kayalar arkasından olup bitenleri seyretmiş. Her biri bir orduya bedel adamlarının, bir tıfıl karşısında hâk ile yeksan olmasına ise kahretmiş, sinirlenmiş, hırsından deliye dönmüştü.
“Olacak şey değil. Bir duyulursa benim de, çetemin de sonu olur. Hiç vakit kaybetmeden burada canlı adına ne varsa ölmeli. Yoksa Dragon çetesi biter” diyordu içinden.
Kızıl İvan, ay ışığında açıkça görebildiği yırtık elbiseli, kırmızı kuşaklı, uzun boylu, beyaz tenli, kadının arkasında duran, saçları rüzgârda savrulan genç adamı süzdü. Bu harabeye dönmüş, kan ve cesetlerin ortasında bir Grek........
