Bu sefer konuşacak cesareti bulamadı kendinde...
Ruhunun rahat ettiği tek yer bu ihtişamlı bina ona sanki; “Kaç gündür nerelerdeydin? Yokluğunun pek hasretini çekiyorum” diyecek gibi geliyordu.
Çınarların gölgelediği bahçede ezânı bekleyen müminlere, belli belirsiz selam verdi. Beklemeden, bir gölge gibi geçti. Oysa her defasında selamla birlikte hâl, hatır sorar, duâ eder ve duâlarını da isterdi. Bu sefer konuşacak cesareti bulamadı kendinde.
Ruhunun rahat ettiği tek yer bu ihtişamlı bina ona sanki; “Kaç gündür nerelerdeydin? Yokluğunun pek hasretini çekiyorum” diyecek. Sonra da; “Beni kalbi katı, yüzü nursuz, ruhu kirli ellere nasıl teslim ettin?” diye sitem edecek, gibi geliyordu.
Pay-i taht Bursa’nın tam ortasında yer alan, ihlâs ile yapılmış mabedin taç kapısından utana, sıkıla girdi. Pencereden giren ışıkların aydınlattığı kenar köşelerde Mushaf-ı şerif tilavet edenlerin dışında, fazla kimsecikler yoktu. “Biraz sonra dolar” dedi içinden.
Ferah, düzgün ve hâlâ taze ağaç kokusunu duyduğu yeni yapılmış kapılardan geçti. Doğruca imâm odasına yürüdü. İçini........
