menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kazâya kalmış namazlar -1-

18 0
latest

Kazâ namazı borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz!

Bu hafta da inşâallah, bir nebze daha, kazâ namazları üzerinde durmak istiyoruz:

En büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurmuştur ki:

“Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin, farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.” [c. I, m. 29, 260]

Yine en büyük âlim ve velîlerden Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurmuştur ki: “Farz borcu varken, sünnet ile meşgûl olmak ahmaklıktır. Çünkü onların sünnetleri kabul olmaz. Kazâ borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccâra benzer; farzlar sermâyesi, nâfileler ise kazancıdır. Sermâye kurtarılmadan kâr olmaz.” [Fütûhul-gayb, m. 48]

Beş vakit namazın sünneti demek, Resulullahın kıldığı namaz demektir. Bu namazlara, “sünnet” ismi sonradan verilmiştir. Resûlullah Efendimiz, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız “Allah rızâsı için namaz kılmaya” derdi; “Sünnet kılmaya” diye niyet etmezdi. Her vakit içinde böyle kılınan her namaz, sünnet ismi verilen namaz olur. (Reddül-muhtâr, Uyûnül-besâir, Halebî)

Dört mezhebin fıkıh bilgilerini iyi bilen Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki: “Yıllarca kazâ borcu olan, sünnetleri kılarken, kazâ namazına niyet ederek kılmalıdır. Böyle niyet ederek kılmak, dört mezhepte de lâzımdır.”

Allahü teâlâ, bir hadîs-i kudsîde “Bana farzla yaklaşılır”, Resûlü de “Kazâ borcu olanın, nâfilesi kabûl olmaz” buyururken; âlimler de, “Kazâsı olanların, sünnet ve nâfile kılmaları ahmaklıktır”, “Sünnetler, farzın yanında denizde damla gibi değildir” derken, bir özürle kaçırılan namazla kasden kılınmayan namazı aynı zanneden bazı kimseler, Allahü teâlânın emri olan farzları bıraktırıp, Duhâ, Tehıyyetül-mescid, Tesbîh, Teheccüd namazları gibi nâfileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse, ömründe bu nâfileleri hiç kılmasa, âhirette cezâ verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezâsı, çok büyüktür.

Düşmân karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmek, yedi yüz büyük günâha bedeldir. (Câmiul-fetâvâ) [Çünkü o kimseler, namaz kılarlarken, düşmânlar saldırıp İslâm ordusunu helâk edebilirler.]

Bu fetvâ da gösteriyor ki: Milleti, nâfilelerle meşgûl edip farzları tehîr ettirenler veya farzları kıldırmayanlar, büyük vebâl altında kalırlar.

Unutmak ve uyuyakalmak özürdür; ama bu durum sık oluyorsa, tedbîr alınmadığı için günâh olur. Bir-iki örnek verelim:

1- Gece çok geç yatılıyorsa, üstelik sâat kurulmuyor veya başka tedbîr alınmıyorsa, namazın kazâya kalması normal bir şey değildir.

2- Bir kimse iş yerinden çıkarken, namaz vakti girmiş olsa, eve gidince kılarım diye düşünse, genellikle de eve vaktinde varamıyorsa, namaz yoldayken kazâya kalıyorsa veya vaktinde eve geldiği hâlde, iş yerinde kıldığını zannettiği için evde kılmayı unutuyorsa, nasıl olsa unutmak özür diyerek, namazın kazâya kalmasına önem vermiyorsa, bu yaptıklarından dolayı mazûr olmaz.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın önceki yazıları...


© Türkiye