menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı kalsaydı ‘Çoban Sülü’ başbakan olamaz mıydı?

44 0
monday

Fırsat eşitliğinin cumhuriyetle geldiğini söyleyenler, Osmanlıları hiç tanımazlar. Orada yükselmenin yegâne şartının liyakat olduğunu bilmezler.

Adam yetiştirme ananesi, Osmanlının temelidir. Onlar, en münasip kişileri bulup, soyuna memleketine bakmadan yetiştirmişlerdir.

Cumhuriyet olmasa, şu olmazdı, ben şu mevkiye gelemezdim, sen şu ünvanı alamazdın, diyenler, bunu “cumhuriyetin bir kazanımı” olarak görenler, ihtilalden evvelki Fransa ile sonrakinin farklılıklarını, Osmanlı tarihinde de var zannedenlerdir. Bu, Sultan Mahmud ıslahatları ile cumhuriyet inkılaplarını benzer görme hatasının bir benzeridir.

İhtilalden evvel Fransa’da aristokrasi çok güçlüydü. Hukuki ve sosyal imtiyazları haizdi. Fransa topraklarının tamamına yakını aristokratların mülkü veya kilise arazisiydi. Devlet kadroları da ekseriya bu iki zümrenin elindeydi. İhtilal bütün bu imtiyazlara karşı yapıldı.

Hâlbuki Osmanlılarda vaziyet çok farklıdır. Hiçbir zaman aristokrasi veya ruhban hâkimiyeti mevzubahis olmamıştır. İmparatorluğun kuruluşundan itibaren mülkî, ilmî ve askerî bürokrasidekiler, halktan kişilerdir. İmparatorlukta liyakatli bir kimsenin, talihi de yaver giderse önünde kimse duramazdı.

Osmanlıda bulunmadığı iddia edilen sosyal mobiliteyi veya fırsat eşitliğini cumhuriyetin getirdiği söylenebilir mi? Cumhuriyeti kuran kadronun çoğu, basit halktan Osmanlı bürokratı değil midir? Şu hâlde “Cumhuriyet geldi, halkımız eşitliğe kavuştu, bakın Çoban Sülü başbakan oldu!” iddiasına ancak gülünür. (Popülarite adına Çoban Sülü diye propaganda edilen Süleyman Demirel, aslında Ispartalı zengin bir çiftçinin oğludur.)

Osmanlılarda yükselme kriteri, liyakat ve şanstır. Kuruluş devri bürokratları, ekserisi medrese mezunu halktan kişilerdir. Klasik devir bürokratlarının çoğu devşirme menşeli veya çocuk yaşta devlet dairelerine çırak girerek yükselen halktan kişilerdir.

Kiliseden farklı olarak, Osmanlı din adamlarının, devletten ayrı mali varlıkları ve siyasi güçleri yoktur. Sadece sınıf şuuru ve meslek tesanüdü (dayanışması) vardır. Bürokrat aileler çok nadir teşekkül etmiştir ki bu tabiidir. Çünkü armut (umumiyetle) dibine düşer.

Aristokrasi olmadığı için büyük-küçük bürokratların hepsi halktandır. Türk veya Türkleşmiş kişilerdir. Fır­sat eşitliği vardır. Bürokraside Arap, Kürt veya başka fertlerin azlığının sebebi coğrafî ve sosyal şartlardır. İyi Türkçe bilmek ve yazmak esas olduğundan halk tercih etmemiştir. Buradaki bir gencin İstanbul’a gelerek bürokrasi kademelerine girmesi zordur, ama kapalı değildir.

İyi memur, kafa tutmayandır

Osmanlı İmparatorluğu, öteden beri meritokrasi (liyakatçilik) ile tanınmıştır. Cemiyetin en alt tabakasından bir gencin kolayca yük­selip üst makamlara gelmesine mâni yoktur. Bunların nasbı, tayini, azli, terfii hep divan kararıyla ve padişah tasvibiyle cereyan eder. ABD bu cihetten Osmanlıları numune almıştır.

İstanbul’un fethinden sonra kökü, mazisi, itibarlı ailesi, malı olanları, devlet idaresinde kullanmayı tercih etmemiştir. Böylesi kendisine itimadı olduğu ve kendi iktidar tabanına sahip bulunduğu için, hükûmete kafa tutabilir. Bunlar iyi memur olamaz. Onun için halktan kabiliyetli gençleri sıfırdan alıp bu iş için yetiştirmiştir.

Memurların çoğunun bir kı­demlinin himayesinde bir nevi staj görerek ve idareci elitlerin vasıflarını kazana­rak yetiştiği doğrudur. Bürokratlar, hakkında........

© Türkiye