menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?

45 0
27.07.2026

Osmanlı Devleti’nin Roma-Bizans İmparatorluğu’nun devamı olduğu yahut olmadığına dair lehte aleyhte çok şey söylenmiştir. Bundan ziyade Osmanlıların kendilerini nasıl gördüğü mühimdir.

Osmanlının Bizans’ın devamı olup olmadığı sualinin cevabı, kimin, hangi perspektiften baktığına ve hangi devre fokuslandığına göre değişebilir. Beri taraftan, mevzu sadece akademik değil, aynı zamanda hüviyet, miras ve meşruiyet meselesidir.

OSMANLILAR ROMA VE BİZANS’IN DEVAMIDIR

Bu fikri müdafaa edenlere göre Osmanlı Devleti, bilhassa İstanbul’un fethinden (1453) sonra doğrudan Bizans’ın (Roma’nın) siyasi ve kültürel mirasını devralmıştır. Din ve etnik cihetle aradaki fark şeklîdir. Medeniyet yapısı, başkent (İstanbul), imparatorluk telakkisi devam eder.

Osmanlı Devleti, Roma-Bizans ananesinin son büyük mümessilidir. Medeniyetler arası geçişi temsil eder. Osmanlılar kendilerini İslam dünyasının bir parçası olarak görseler de Roma-Bizans mirasını reddetmediler; aksine, yer yer sahip çıktılar. İstanbul’un fethiyle sembolik bir miras nakli tahakkuk etti.

İstanbul’un fethi, sadece bir payitaht değişikliği değil, aynı zamanda bir medeniyet nöbet devri idi. Fatih Sultan Mehmed, kendisini “Kayser-i Rum” (Roma İmparatoru) ilan etti. Bu, sıradan bir ünvan değil; Roma mirasına şuurlu bir atıf ve Bizans’ın meşruiyetinin Osmanlıya geçtiğinin ilanıydı.

Osmanlı, tıpkı Roma ve Bizans gibi farklı milletleri ve dinleri tek bir imparatorluk çatısı altında birleştirmeye muvaffak olmuştu. Millet sistemi, Roma’daki vatandaşlık ve mahallî muhtariyet sistemlerine benzetilebilir.

Osmanlılar, Bizans’tan kalan birçok müesseseyi, rütbeyi ve idare tarzını yeniden şekillendirerek kendi sistemlerine entegre ettiler. Bilhassa maliye ve saray protokolünde Bizans tesiri net olarak görülür.

İstanbul’un fethinden sonra bazı Bizans aristokrat aileler Osmanlı hizmetine alındı. Hatta bu ailelerin bazı mensupları mühim devlet vazifelerinde bulundu. Bu hâl, bir tür devamlılık olduğunu gösterir.

Herbert Adam Gibbons, René Grousset, Dimitri Kitsikis, Arnold Toynbee, Halil İnalcık, Cemal Kafadar, Colin Imber, Yılmaz Öztuna gibi tarihçiler nüanslı da olsa umumiyetle bu fikirdedir.

Giritli filozof Trapezountios, 1465’te Sultan Fatih’e şöyle yazmıştır: “Kimse senin hakkıyla Roma İmparatoru olduğundan şüphe duyamaz. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse imparatordur ve Roma İmparatorluğu’nun merkezi de İstanbul’dur. Bu yüzden sen Romalıların meşru imparatorusun. Romalıların imparatoru olan tüm yerkürenin de imparatorudur.”

Yılmaz Öztuna her zamanki heyecanlı ve parlak idealizmiyle der ki: “Roma imparatoru ünvanını Sultan Fatih kılıç hakkıyla almıştır. Padişah, iki büyük Hristiyan mezhebinden (daha Protestanlık yoktur) Ortodoksluğun hamisidir. Ortodoksların başı olan İstanbul Patriği, padişahın himayesindedir. Bu Fatih’in toleransı kadar, meşru Roma imparatoru olmak hususundaki iddiasının eseridir. Zira Roma imparatoru, Patrik’in hamisidir.

Fatih’in muasırı tarihçilerin yazdığına göre, Roma İmparatorluğu pagan olarak başlamış, Hristiyan olarak devam etmiş ve nihayet Müslümanlara geçmiştir. Roma’nın taht........

© Türkiye