menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cihad-ı mukaddes komedyası

37 0
29.06.2026

* Cihan Harbi’nde büyük ümitler bağlanan "cihad-ı ekber" projesi fayda getirmek şöyle dursun, büyük zararlara yol açtı. Acaba neden?

Memleketi Almanya’nın peşinden umumi harbe sürükledikten sonra, iktidardakilerin aklına parlak bir fikir geldi: Bütün salahiyetlerini kırparak bir noter gibi saraya hapsettikleri padişahın halifelik sıfatından istifade etmek!..

Eğer halife cihad ilan ederse, şimdi düşman mevkiindeki İngiliz, Fransız ve Rusya’nın hâkimiyetindeki Müslümanlar ayaklanacak, halifenin bir sözüyle emperyalistleri boğacak, harbi Türkler kazanacaktı.

Harbiye Nazırı Enver Paşa, orduyu gayrete getirmek üzere Sultan Reşad’ın elinden bir cihad fermanı alıp ilan etti. Harbe girişinden iki gün sonra, İttihatçı Şeyhülislâm Ürgüplü Hayri Efendi tarafından imzalanan cihad fetvası, Fatih Camii’nde yapılan bir merasimle fetva emini Ali Haydar Efendi tarafından okundu (14/XI/1914).

Fetvadan bir hafta kadar sonra (21/XI/1914), 29 imzalı bir “Beyanname-i Cihad” neşrolundu. Güya bütün İslâm beldelerine yayılacak beyannamede Hayri Efendi ile ulemadan 28 kişinin imzası vardır.

O gün millî gösteriler yapılmak üzere caddeler polisler tarafından kordon altına alındı. İşsiz güçsüz insanların eline yeşil bayraklar ve birkaç kuruş da cep harçlığı verilerek sokağa döküldü. Nümayişler, sahibi Ermeni olan Tokatlıyan Oteli’nin bütün camlarının kırılmasıyla tamamlandı.

Cihad-ı Ekber fetvası ve beyannamesi, dinin kötü niyetli insanlar elinde nasıl istismar edilebileceğinin ibretli bir numunesidir. Dinin, siyasi emellere alet edilmesi Meşrutiyet devrinde başlamış, laik cumhuriyet devrinde de devam etmiştir.

Fetva ile beyannameler bütün İslâm beldelerine pek tabii olarak dağıtılamamış; dağıtılan yerlerdeki Müslümanların vicdanında da akis uyandırmamıştır. Aklı başında kimseler işin aslını bilmiyor değillerdi ki!..

Mamafih matbuata sansür konmuştu. Lozan’dan bir gazete muhabiri dünyanın her yanında ismi bile bilinmeyen beldelerdeki Müslümanların ayaklandığı yahut ayaklanacağı yalan haberleri ile amme efkarını uyutuyordu. Faik Ali, Mehmet Akif, Ziya Gökalp gibi partizan şairler, hamasi şiirleriyle vatan evlatlarını (halaskâr zabitandan Hasan Amca’nın tabiriyle) “mezbahaya girmek üzere şevklendiriyordu.” (Doğmayan Hürriyet)

O esnada Beylerbeyi Sarayı’nda mahpus bulunan Sultan Hamid bunu işitince hayret etmiş, “Cihad ilan edip bütün İslâmları harbe iştirak ettirmek istediler. Şimdi İngilizler de Papa ile görüşerek bütün Katolikleri aleyhimize çevirerek işi bir din kavgası hâline sokmak istediler. Din kavgaları çok fena çok tehlikeli bir şeydir” diye hayıflanmıştır. (Ziya Şakir, Sultan Hamid’in Son Günleri)

1-Cihad ilan eden halife, bütün salahiyetleri elinden alınmış bir kukla mevkiindedir. Meşru halife bile sayılamaz. Halife olmayınca cihaddan da söz edilemez. İktidarı gayrimeşru yollarla ele geçirmiş kişilerin şahsi ihtirasları ve keyfî tasavvurlarıyla girilen cihan harbi, hakiki bir cihad değildir. Ama bu harbe zorla götürülen Müslüman askerler elbette şehit ve gazi sayılırlar.

2-Seferberlik, düşmanın umumi bir hücumu vuku bulduğunda yapılır ki, burada, İttihatçı hükûmetin durup dururken Rus limanlarına haksız bir hücumu mevzubahistir.

3-Cihad, gücü yetene farzdır. Düşmanların hâkimiyeti altında yaşayan Müslümanlar hangi kuvvetle cihad edecektir? Kur’ân-ı kerimde cihad için gücü yetme şartı pek açıktır. Cihaddan maksat İslâmı ve Müslümanları himayedir. Yok yere insanları ölüme sevk etmek ne dinin ne de aklın icabıdır.

4-Düşman, İslâm topraklarına hücum ettiğinde, herkesin harb etmesi farz olur. Buna nefîr-i âmm (umumî seferberlik) denir. Mamafih çok müracaat edilen bir usul değildir. Zira askerî cihetten zararlı olabilir. Harb usulü bilmeyenler orduya yüktür, üstelik askerin hezimetine sebep olabilir.

1737’de Bosna Valisi Hekimoğlu Ali Paşa’nın, Avusturyalılara karşı kazandığı Banyaluka Zaferi bu şekilde olmuştur 1809’da Ruslar’ın Tuna’nın cenubuna inmeleri büyük heyecan doğurmuş, nefîr-i âm ilan edilerek bu husustaki fetva Fatih Camii’nde okunmuştu. Bunun üzerine........

© Türkiye