Cülus ve cenaze!
Dünya hâli başka başkadır, kiminin yıldızı parlamaya başlar kiminin söner, kimi ağlar kimi güler, aynı gün kimi kabre girer kimi tahta çıkar... 330 sene önce de Osmanlı tahtında böyle bir değişim yaşanıyordu. Bir taraftan Sultan II. Ahmed Han için defin hazırlıkları sürerken bir taraftan da II. Mustafa Han’ın cülus merasimi (tahta çıkış) için hazırlıklar yapılıyordu... 6 Şubat 1695 Pazar sabahı Edirne Sarayı’nda Veziriazam Sürmeli Ali Paşa’nın başkanlığında Dîvân-ı Hümayûn henüz daha yeni toplandığı sırada Dârüssaâde Ağası İshak Ağa gelip vezirin kulağına eğilerek; “Padişahımız (II. Ahmed Han) Hak rahmetine vardı” dedi. Veziriazam Ali Paşa, duyduğu bu haber karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bunun üzerine Ali Paşa, durumu belli etmeden Divan'ı dağıttı. Bu esnada II. Mustafa Han, Hazinedarbaşı Nezir Ağa aracılığıyla amcasının ölümünü öğrenmişti. Nezir Ağa gibi bazı kimselerin de desteğini alarak Hasoda’ya geçip “iç biat” törenini gerçekleştirdi. Ardından da baltacılarla sadrazama haber göndererek Bâbüssaâde Ağası’na cülus hazırlığı için emir verdi. II. Mustafa Han, hükümdar olduğu zaman henüz otuz bir yaşında bulunuyordu. Köprülüler'in haşmet ve kudret devrinde doğmuş, göz kamaştıran bir saltanatın nimetleri arasında büyümüş, yirmi üç yaşlarında iken babasının tahttan indirilmesi ile hapsedilmiş, sekiz yıldan beri de geleceğinin ne olacağı endişesine kapılmıştı. Bu sırada Osmanlılar, Viyana bozgununu takiben dört düşman devlete karşı on iki yıldan beri savaşıyordu. Temeşvar tamamen kaybedilmiş, Venedikliler bütün Mora yarımadasını almışlar, Polonyalılar Podolya’yı, Ruslar Azak Kalesi ve çevresini istilâ etmişlerdi. Genç omuzları, ağır devlet sorumluluklarını taşıyabilecek miydi?.. II. Mustafa Han, tahta çıkar çıkmaz hızla düşündüklerini gerçekleştirmeye çalışırken daha önce Venediklilerin eline düşen Sakız adası o sırada geri alınmış, Kırım Tatarları’ndan Şahbaz Giray, Lehistan topraklarına girip Lemberg’e kadar ilerlemiş, çok sayıda esir ve ganimetle dönmüştü. Mora’da Venediklilerin, Hersek cephesinde Osmanlı kuvvetlerinin etkili olduğu haberleri gelmişti. Özellikle Sakız’ın geri alınması uğurlu sayılmış ve Edirne’de büyük şenliklerle kutlanmıştı... Yeni padişahın ilk düşüncesi, devletin kontrolünü kendi eline almaktı. Bunun için Dîvân-ı Hümayûn’un haftada dört gün çalışmasını emretti. Çünkü Divan, bir süredir düzenli olarak toplanamamıştı. Ayrıca devlet adamlarına, tıpkı ataları gibi bizzat ordunun başında sefere çıkma isteğini de bildirdi. Bu sırada devlet adamlarından bazıları, uzun süren ve gerek devleti, gerekse halkı fazlasıyla yıpratan savaşa son vermek istiyorlardı...
"Vücudumu din uğruna feda ederim!"
Genç ve idealist bir kişiliğe sahip olan Padişah, barış planları kuranları hayal kırıklığına uğratacaktı. Hükümdarlığının ikinci günü (8 Şubat........
© Türkiye
