Yüzyıllık hesap kapanıyor: Suriye'de vekâlet düzeninin tasfiyesi
Tarih, yalnızca diplomatik masalarda atılan imzaların arşivlere düşen soğuk kayıtlarından ibaret değildir. Tarih aynı zamanda, o imzalara giden yolda sahada örülen iradenin, dökülen terin, verilen bedelin ve bir devletin bin yıllık hafızasından süzülüp gelen stratejik aklın resmî tescilidir...
Dün Şam’da, Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat; ne ani bir diplomatik trafik kazasının ürünü ne de okyanus ötesinden bahşedilmiş bir lütuf olarak okunabilir. Bu metin, bedeli şehit ve gazilerle ödenmiş, on beş yıla yayılan bir devlet müktesebatının sahada kurduğu mutlak hâkimiyetin ilanıdır.
Bu tabloyu doğru okuyabilmek için takvimi bir yıl geriye, 10 Mart mutabakatına sarmak gerekir. O dönem masayı bir oyalama zemini olarak gören, kendisine sunulan insani ve siyasi açılımları taktiksel biçimde istismar eden ve dış destekçilerine yaslanarak statükoyu koruyabileceğini zanneden yapıların bugün aynı maddeleri bir teslimiyet protokolü olarak imzalaması tesadüf değildir. Bu sert dönüşümün şifresi, haftalardır Haseke, Kamışlı ve Eşrefiye hattında sessiz fakat derinlikli biçimde yürütülen askerî ve güvenlik sıkıştırmasında gizlidir. Lojistik damarları kesilen, manevra alanı daraltılan, komuta-kontrol kabiliyeti aşındırılan bir yapının Şam’daki masaya oturmaktan başka seçeneği kalmamıştır.
Mutabakattan hemen önce Şam yönetimi tarafından yayımlanan ve Kürt vatandaşların siyasal, kültürel ve idari haklarını geniş bir perspektifle ele alan tarihî genelge ise sürecin sosyolojik kırılma noktasıdır. Bu adım, terör örgütünün yıllardır bölge halkı üzerinde inşa etmeye çalıştığı yapay meşruiyet zeminini bir gecede ortadan kaldırmıştır. Devlet ile halk arasındaki doğrudan bağı yeniden tesis eden bu hamle, örgütün "tek........© Türkiye
