Kimin yaptığı mı, ne yapıldığı mı?
İnsanların olayları değerlendirirken başvurması gereken temel ölçü, bir davranışı kimin yaptığı değil, yapılan şeyin mahiyeti olmalıdır. Ne var ki hem dünyada hem Türkiye’de çoğu zaman bunun tam tersi gerçekleşiyor. Bir davranışı bizim çevremizden, partimizden, inancımızdan veya dünya görüşümüzden biri yaptığında anlayışla karşılıyor; aynı davranışı karşı taraftan biri yaptığında onu sert biçimde mahkûm ediyoruz. Böylece, değişmeyen ahlaki ve hukuki ölçüler yerine, kişilere ve gruplara göre değişen ölçüler ortaya çıkıyor.
Bu tavır gündelik hayatta sıkça görülür. Yakınımızdaki biri trafik kuralını ihlal ettiğinde “acelesi vardı” diyerek gerekçe buluruz. Tanımadığımız biri aynı şeyi yaptığında onu sorumsuzlukla suçlarız. Kendi çocuğumuzun yaptığı kabalığı gençliğine veya heyecanına bağlarken, başkasının çocuğunda aynı davranışı kötü terbiye göstergesi sayarız. Bizim çevremizden birinin ağır sözlerini “haklı tepki”, karşı taraftan gelen daha hafif bir eleştiriyi ise “hakaret” olarak nitelendiririz.
Sosyal medya bu çifte standardı daha görünür hâle getiriyor. İnsanlar, çoğu zaman, bir haberin doğru olup olmadığını araştırmadan, yalnızca kendi taraflarının işine yarayıp yaramadığına bakarak paylaşım yapıyor. Kendi siyasi çevrelerine yönelik doğrulanmamış bir iddia ortaya atıldığında kanıt talep ediyor; rakipleriyle ilgili benzer bir iddiayı ise kolayca gerçek........
