Tarımda gerçek sorun verim mi, fiyat mı?
Bir hikâye anlatılır; adamın biri karısının az işittiğini düşünür ve onu kırmadan test etmek ister. Uzaklardan seslenir, cevap alamaz. Yaklaşır, yine cevap alamaz. Sonunda mutfağın kapısına kadar gelir ve aynı soruyu tekrarlar: “Hanım, akşam ne yemek var?” Kadın bıkkınlıkla döner: “Beşinci kez söylüyorum; tavuk!” Aslında sorun kadının duymamasında değil, adamın duyamayışındadır. Bugün Türk tarımında yaşanan tablo da buna benzemektedir. Çiftçi yıllardır gübreyi, mazotu, tohumu, ilacı, işçiliği ve en önemlisi verim düştü, kalite kayboldu diye üretim riskini anlatıyor… Ama biz hâlâ sadece açıklanacak fiyata odaklanıyoruz.
Oysa mesele çok daha derin.
2025 yılında açıklanan fiyatlara baktığımızda; buğday için ton başına 13.500 TL, arpa için 11.000 TL alım fiyatı belirlenmiş, desteklerle birlikte buğdayda üreticinin eline yaklaşık 16.000 TL, arpada ise 13.500 TL civarında bir gelir geçmesi hedeflenmişti. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu rakamlar “idare eder” gibi görünse de sahada tablo çok farklıydı. Çünkü 2025 yılında çiftçi asıl darbeyi fiyatlardan değil, verim ve kalite kaybından yedi.
Bugün elimizdeki 2026 maliyet verileri bu gerçeği daha net ortaya koyuyor. İç Anadolu Yağış rejimine dayalı şartlarda buğday üretiminde dekara toplam maliyet yaklaşık 5.500 TL seviyesine ulaşmış durumda. Dekara verim ise ortalama 300 kilogram civarında kalıyor. Bu tablo, kilogram başına maliyetin 18 TL’nin üzerine çıktığını gösteriyor. Sulu üretimde ise maliyet artmasına rağmen verim 700 kilogramın üzerine çıktığı için birim maliyet 16 TL seviyelerine kadar geriliyor.
İşte meselenin kırılma noktası tam da burada.
Ülkemizde üretimin önemli bir kısmı hâlâ yağış rejimine dayalı (kuru) şartlarda yapılıyor. Yani sistemin omurgasını, düşük verimle yüksek maliyetle üretim yapan çiftçi oluşturuyor. Eğer fiyat politikası bu gerçeği dikkate almazsa, üretici sadece para kazanamamakla kalmaz, sistemin dışına itilir.
Diğer taraftan........
