İkna yollu rıza üretimi yerine baskı ve iktidarın meşruiyet sorunu
Ülkede milyonlarca insanın sevdiği ve lider olarak değer verdiği bir siyasi figür olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının toplum üzerindeki travması devam ediyor. Hiç de akla-vicdana sığmayan, uydurma gerekçelerle tutuklanarak siyaset dışı bırakılması tüm ülkede büyük ve yoğun katılımlı protestoları başlattı. İtirazlarını yükselten kitlenin çok büyük çoğunluğu ‘Ekrem’cilerden’ değil, Erdoğan iktidarının hukuksuzluklarından bunalan, zulümlere itiraz için bir araya gelen değişik siyasal eğilimlerdeki insanlardan oluşuyordu. Yıllardır içleri dolmuş olan tüm toplumsal kesimler maruz kaldıkları baskılara, haksızlıklara rızalarının olmadığını kitleler halinde haykırdılar.
Seçme-seçilme hakları ellerinden çalınan insanların sesini çıkarmayıp olan bitene boyun eğmesi insan onuruna, haysiyetine yakışır bir durum zaten olamazdı. Sadece gençlerin değil, milyonlarca amca ve teyzenin de dışarı çıkıp “benim bu yaptıklarınıza rızam yoktur” demelerinin otokrat yönetim için mana ve önemi gerçekten çok büyüktü.
Tabanın ve özellikle gençliğin bastırması CHP’yi daha da aktive etti. Bu sivil direniş potansiyelini ve biriken enerjiyi Genel Başkan Özgür Özel ve CHP yönetimi meydanlara sevk etmeyi büyük ölçüde başarmış görünüyor. Son olarak üç gün önce Maltepe mitinginde iki milyondan çok olduğu söylenen insan “yeter artık” demek için bir araya geldi.
Bu kapsamda başlatılan, iktidara yakın sermayenin ürünlerinin boykotunun da beklenen etkiyi yarattığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu konuda re’sen soruşturma başlatmasından anlıyoruz.
Bu iktidardan memnun olmamakla birlikte, meydanlara toplanarak barışçıl-meşru protesto haklarını kullananları eleştirenler de var. “Böyle meydanlarda toplan toplan nereye kadar, bundan ne çıkar ki?” diyenleri anlamak gerçekten çok zor. Bu meydanlara giden yüz binler, milyonlar doğrudan bir hak elde edemeseler de, hergün bir hakkını ellerinden almak isteyenlere “gücün yettiği için bana bunları yapıyor olabilirsin, ama ben de gücüm yettiğince bana yaptıklarının maliyetlerini artıracağım” diyorlar.
Herkes oturduğu yerde yakınmak yerine bulunduğu pozisyondan bir ileri adım atmış olsa, tüm toplum haksızlıklara karşı daha güçlü bir pozisyona gelmiş olacaktır. Mesela daha önce sosyal medyasında bu konularda tek kelime yazmamış olanlar (hukuk ve edep içinde) birkaç kelime de olsa yazdığında, itiraz edenlerin çokluğunu göstermeye katkı sağlamış oluyorlar. Sadece oturduğu yerden yazanlar ise bir adım öteye geçip, meydanlara çıkarak meşru hak talebini dile getirdiklerinde, kitlesel itiraza güç katmış oluyorlar.
Sokaklarda-meydanlarda meşru zeminde sesini çıkaranlar bıkmadan usanmadan bu hak kullanımını sürdürdüklerinde, iktidarın hukuk tanımamadaki pervasızlığına toplumun sessiz kalmayacağını deklare etmiş oluyorlar. Bu tepkiler ve görünür itirazlar da olmasa, kötülük yapanlar hiçbir bedel ödemeyeceği ön kabulü ile her seferinde daha da ağır kötülükleri yapmaya devam edeceklerdir.
Tutuklanması........
© Toplumsal
