Acının Estetiğine Tükürmek
Bu yazıyı, Nikos Kazancakis’in Zorba eserindeki o sarsıcı dürüstlükten yola çıkarak; acıyı bir “analiz nesnesi”ne dönüştüren entelektüel sterilliğe, akademik soğukluğa ve siyasi duyarsızlığa karşı bir başkaldırı olarak kaleme aldım. 1964 yapımı Zorba the Greek yalnızca bir sinema klasiği değildir; entelektüel ikiyüzlülüğe ve politik körlüğe indirilmiş sert bir tokattır. Michael Cacoyannis’in kamerasında, Anthony Quinn’in bedeninde hayat bulan Zorba, bugün hâlâ cevabı bilerek ertelenen o kadim soruyu sorar:
“Neden gençler ölüyor?
Neden insanlar ölüyor?”
Bu soruların cevabı kütüphanelerin tozlu raflarında değil, mezarlıkların sessizliğindedir. Ama biz, mezarların üzerine bayrak dikmeyi; kütüphanelerden konuşmaya tercih ederiz.
Eserin diğer kahramanı Basil, kitaplar arasında boğulmuş bir entelektüeldir. Hayata uzaktan bakan, analiz eden, anlamaya çalışan ama yaşamayan biridir. O, acıyı tarif eder ama acıyı duymaz; ölümü betimler ama ölümün kokusunu almaz. Zorba ise onun tam karşısında durur: bedensel, coşkulu, içten… Kahkahayla feryadı aynı bedende taşıyabilen bir ruhtur. Akıl ile sezgi, teori ile pratik, steril bilgi ile kanlı gerçeklik arasındaki o kadim çatışma, bu iki bedenin karşılaşmasında cisimleşir.
Maden çöktüğünde, ölümün o soğuk nefesi hissedildiğinde Zorba dönüp Basil’e sorar:
“Neden gençler ölüyor?”
Basil’in cevabı bugünün siyasetçilerini, akademisyenlerini, televizyon yorumcularını ve muhalefet figürlerini aynı anda tarif eder:
Evet… Bilmiyorlar. Çünkü bilmek için önce görmek gerekir; görmek içinse korkusuz olmak. Ama bizde herkes çok okur, çok bilir, çok konuşur… Yine........
