menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

VEDALAŞIRKEN:I- FARKINDA OLMAK VEYA OLAMAMAK

15 27
07.02.2026

VEDALAŞIRKEN.1

FARKINDA OLMAK VEYA OLAMAMAK

(Bu yazı yaklaşık bir ay önce kaleme alınmış ve geçen sürede demlenmeye bırakılmıştır.)

Bugün 01.01.2026. Yeni yılın ilk günü. Başlıktaki ifadeler, sözler son aylarda zihnimden defalarca geçiyor. Ya da “Keşke bilselerdi” cümlesi olarak da. Kuranı Kerim’de “Keşke bilselerdi” ifadesi yedi kez geçiyor. Orada vurgulanan konular iman, dostluk, ahiret mükâfatı ve pişmanlık temaları üzerinde. Hatasız insan olamayacağı muhakkak. Tek bir hatadan dolayı da insan ipe götürülmez. Hata ile suç zaten aynı değil. Hatada biraz hafifletici nedenler var. Bilmemek, gaflet veya telaş gibi. Ancak bilmemek de sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Neyse diyelim.

Yarın, 47 yıldan bu yana icra ettiğim “Hekimlik ve Göz Hekimliği”min resmiyetteki son günü. Resmî ilişik kesmeler, vedalaşmalar, ayrılık konuşmaları olacak. O nedenle hasta randevusu veremedim. Pek çok memuriyet alanında emekliliğe gidilirken, en azından benim şahit olduğum, kullanılmamış yıllık izinler kullanılır, planlar yapılır.

HEKİMLİK BAŞKA / İŞTE BÜTÜN MESELE BU[1]

Ama hekimlik başka. Diğer bölümlerde ve alanlarda çalışanların bilmedikleri, farkına varmadıkları, varamadıkları, ihmal ettikleri tam olarak da bu. Hekimliğin düz bir memuriyet olmadığı bilinmez; hele cerrahlığın ne olduğu hiç anlaşılmaz ve umursanmaz. Tabii ki memuruz ama ameliyat yapmanın veya açık cerrahi olmayan bir girişimde bulunmakla vücudumuzun adrenalin, kortizon ve diğer aracı kimyasallar yoluyla nasıl değiştiğini biz biliriz, yaşarız ama hastalar ve yakınları bunları hiç bilmez. Ameliyathanede kalp damarlarımız daralır, nefesimiz hızlanır, soluğumuz tutulur ve buram buram terleriz. Bazen kaygı ve üzüntüye düştüğümüz de olur. Dışarıda bekleyen hasta yakınları bizden, haşa mucize bekler. Sorunun tamamen veya tama yakın çözülmesini umar, ister. Gerçekte hekimlerin, özelde ise cerrahların yaşadıklarını kısmen aileleri, eşleri ve daha az da evlatları bilir. Nöbetler, yorgunluklar, hasta sıraları, randevular.. Çoğu yönetici; uygula- malı tıp, girişim ve cerrahinin “Başka hiçbir işe benzemediğini” bilmez. Sağlığınız elverdiği ölçüde son nefesinize kadar devam edebilirsiniz. Bu sebeple “Hekimin emeklisi olmaz” denmiştir bizim mesleki kültürümüzde.[2]

Zaman zaman youtube’da özellikle uluslararası konularda analiz ve yorumlar yapan Ardan Zentürk ve Abdullah Çiftçi’yi ve başkalarını da dinlerim. Neler olup bittiğini anlamak için. Dünyada olup bitenleri anlamadan, ülke içindeki konuları sağlıklı şekilde anlamak, kavramak ve değerlendirmek mümkün değil diye inanırım. Abdullah bey, her konuşmasını şu sözlerle tamamlar: “Ne diyoruz; olacak olan olur. Her şey biz insanlara sorulmaz. Bize düşen, yaşadığımız sürece; merhametli, vicdanlı, yardımsever ve akledenler tarafında olmaktır.” İlk üç kelime veya kavram önemli ama en önemlisi akledenler, diye düşünürüm. Aklını kullanmamak bizi sorumluluktan kurtarmaz.

ERKEN EMEKLİLİK VE MALİYETİ

Türkiye’de uzun yıllardır özellikle siyasilerin “rüşvet” kabilinden veya bazı kesimleri kayırma adına çıkardıkları veya çıkarttıkları hatalı emeklilik düzenlemeleri devlete, SGK'ya ve topluma büyük yük getirdi. Bu ise hem emek hem tecrübe kaybı demekti. Kendimden örnek vereyim. Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) yasal emeklilik hakkı kazanarak 39 yaşında “Hava Yarbay” rütbesini aldığım yıl, ayrılarak Manisa’nın tek üniversitesi Celal Bayar’a geçtim. Emeklilik ikramiyemi, OYAK birikimimi aldım. Ama GATA’dan sonra tekrar devlet üniversitesine girdiğim için hiç emekli maaşı almadım. Başka bir devlet kurumuna geçmesey- dim bu yıla kadar (30 yıl) emekli maaşı alacaktım. Hekimler boş durmaz, çalışır; çalışkandırlar, aralarında tembel insan çok az çıkar. Düşünün lütfen; o yaşta emekli olmuş, eğitim bilgi ve güç olarak yetkin bir tankçı, topçu veya uçak bakımcı subay veya astsubay sivil hayatta ne yapar? Bir kısmı emlak işi, cesareti varsa inşaat veya farklı bir mesleki alanda çalışabilir. Hâlbuki en iyi bildiği alan ilk mesleki alanı idi. Çünkü bu konularda yıllarca eğitim ve kurslara tabi tutulurlar. Bu, akademisyen diliyle “Beşerî sermayenin kaybı”, heder edilmesi değil mi? Dün genç çoktu, heder edilenlerin yerine hep adam bulduk. Ama ya tecrübe?

GÖZ KLİNİĞİ VE HEMATOLOJİ

Bugünden sonra, ömrümüz varsa devlet baba bize de emekli maaşı verecek. “Gitmeyin” veya “Gitme- seydiniz çok sevinirdik, iyi olurdu hocam!” diyen asistanlarımıza ameliyat yaptıramayacağım; Nörooftalmoloji, Elektrofizyoloji, Şaşılık konuların- da danışamayacaklar. Allah’tan yerime bakan bir öğretim üyesi genç arkadaşım var. O bakar. Dahası göz hekimliğinin her alanında en az iki öğretim üyesi olursa, o klinik çok iyi şekilde asistan hekim, öğrenci eğitimi ve öğretimini yürütür. Bizde Retina- da iki hocamız var. Glokomda bir hocamız var. Onun da ana alanı retina. Kornea ve ROP[3]’ta bir kişi. Şaşılık ve Okuloplastikte bir kişi. Bir sebeple klinikten ayrılan olunca, o birim zayıflıyor. Yönetim- lerin “İkinci eleman temini konusunda sizi takviye edelim mi?” demeleri, kadro bulmaları, var olanlara -bunu özellikle Tıp Fakülteleri için söylüyorum- sahip çıkmaları; “Aman hocam ayrılmayın, size kurumsal olarak ihtiyaç var.” demeleri gerekmez mi?

Hematolojide bir İsmet hoca kolay yetişmiyor. Sahip çıkılmadı. Ayrılmadan bir ay önce “Siz ne yaptınız?” diye sordu. “Bizim klinikteki arkadaşlar gitmeyin diyorlar. Ben de kararsızım” dedi. Ben de “Rektörlükle önce görüşün, sonra müracaat edin” dedim. “Yarına kadar bir düşüneyim” dedi telefon- da. Ertesi gün not yazmış. “Hocam karar verdim ayrılacağım. Yaşı neredeyse benim yaşımın yarısı kadar olan insanlara, benim süremi bir yıl daha uzatın demeyi ar ediniyorum” dedi ve bitirdi. Yüzlerce hastası ortada kaldı. Konuyu ilgili bir yönetici arkadaşa yazdım. Konuşma ve yazışmaları aynen aktardım. Cevap şu oldu; “Keşke bize haber verseydiniz!” Onun gibi zirve insanlara, Allah korusun, ihtiyaç olduğunda kendisine ancak parası olan ulaşabilecek. Çünkü çalıştığı kurumun şartları farklı; artık orası MCBÜ değil. Bu işler kamuya benzemez, fiyatlar özel hastane ve özel muayenehanelerde çok daha fazla.

PSİKİYATRİ, İSTİŞARE, LİYAKAT; AMA NASIL?

Aracımı poliklinikler önündeki otoparka bıraktım. Hızlı adımlarla seminer için ana binaya doğru yürüyorum. Psikiyatri kliniğinde bir hoca da aynı yönde yürüyor. Selamlaştık. Üç beş cümle ile de olsa dertleşiyoruz. Aynı binada yıllarca çalışan........

© tarihistan.org