menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

VEDALAŞIRKEN: 2

41 0
09.02.2026

VEDALAŞIRKEN.2

SON İKİ HAFTA

 

(Bu yazı yaklaşık bir ay önce kaleme alınmış, bir süre ihtiyaten bekletilmiştir. 2. Bölüm)

Emeklilik öncesi MCBÜ Tıp Fakültesi Göz kliniğimizde son iki haftada dörder gün poliklinik yaptım, sabahtan akşama. Yanımda hep 5 tıp öğrencisi vardı. Beşinci sınıfların olmadığı günlerde Tıp 1, 2 veya 3. sınıftan öğrenciler vardı, gönüllü ve istekli olarak. O yüzden ilk üç sınıfta tanınırlığımız, bilinirliğimiz fazladır. Tabi ki emek, çaba, bilgi, davranış, ilgi ve sevgi vasıtasıyla oluyor bunlar. Fildişi kulede otursam, elbette tanıyan, bilen, selam veren ve seven olmazdı o gençler arasında. Onlara gün boyu göz muayenesi ve meslek hayatlarında karşılaşacakları sorunlarla ilgili uygulamalar yaptırdım, pratik bilgiler verdim. En önemlisi ise, ciddi bir oftalmoskop kullanım becerisi kazandırmak oldu. Hele son gün ilk dört sınıftan 6 tıp öğrencisi, 3 de yeni başlayan asistan hekim meslektaşlarım vardı yanımda. Kalabalıktı ama herkes bir şeyler öğrenmenin sevinç ve mutluluğunu yaşıyordu. Son iki ameliyat günümde 12-14 vaka vardı. 26 Aralık günü 5 şaşılık, kalanı katarakt, bir de pterijium olmak üzere 14 vaka. Sabah 08.30’da başladım akşam 20.30’da çıktım, aralıksız. Böyle bir yoğun mesai, bizim dışımızda ancak asker ve diğer güvenlik güçlerinde olur. 

ONBİR YILDA NE OLDU / COVİD-19 SALGINI

Diğer fakültelerde öğretim kadroları Covid-19 günlerinde en az iki yıl hiç okullara, fakültelere uğramaz veya uğrayamazken, biz her gün mesai yaptık. Ölen sağlıkçılar, hekimler de hafızalarda. Halk alkışladı biz sağlıkçı ve hekimleri. Ama siyasetten ve sadece oradan güç alanların kurumsal kaygıları da maalesef yeterince olmuyor. “Biz tıptan anlamayız” deyip sorumluluktan kurtulmak mümkün mü? İlginçtir, MCBÜ’de kuruluşundan bu yana geçen 34 yıl içinde, “Sadece bir dönem -4 yıl- Tıp Fakültesinden rektör” seçildi. O da Prof. Dr. Cemil Özcan bey. Benim profesörlük kadrosuna atanmam da onun zamanında oldu. Üniversite içindeki yayın sıralamasında doçentlikte bekleme süremin dolduğu o yıl veya öncesinde üçüncü olduğum, bir rektörlük üst çalışanı tarafında bana söylenmişti. Buna rağmen normalde 5. yıl sonunda veya 6. yılda alınan bu kadro –elbette yayın şartları da var- bana 11. yılda nasip oldu. Ama bir ilahî adalet olduğuna inananlardanım. Ayrıca “Hikmetinden sual olunmaz”a da inanırım. “Vardır bir bildiği” derim. Bazı konuları anlatmaktan muradım halkın, devletin, hatta insanlığın menfaatine olan konularda ilgili makam ve mevkileri uyarmak, bilgilendirmek. Bunları da görevden ayrıldıktan sonra yazıyorum; artık beklentisi olmayan bir vatandaş, yurttaş ve hekimim. 

Ara not: Hekim, tabip ve doktor kelimeleri üzerinde de kısa bir araştırma yapmıştım. Belki sonra yazarım.

KALP HEKİMİ (KARDİYOLOG) MESLEKTAŞIM

Dün (31.12.2025, Çarşamba) Salihli Devlet hastanesinde çalışan 71 yaşındaki Dahiliyeci-Kardiyolog bir meslektaşımla buluştuk. Aylar önce yazışmıştık. İzmir’de çalışan GATA kökenli bir kardeşim /meslektaşım beni kendilerine tanıtmış, mutlaka tanışın, öyledir, böyledir diye anlatmış. Onlar da bu devirde güvenilir, dost insan az ve zor bulunuyor deyip, ailecek gelip ziyaret ettiler. Bir yerde buluştuk, bir şeyler içtik, sohbet ettik. Mesleğini çok sevdiğini, günde en az 60 hasta baktığını, sık sık icap nöbeti de tuttuğunu anlattı. Zor da olsa işimi, mesleğimi seviyorum. İnsanlara faydalı olmak beni mutlu ediyor. Yeni uzmanlar eskisi kadar donanımlı gelmiyorlar. Onlara da katkımız oluyor, yükümüz de artıyor. Bu sözüm de Tıp Fakültelerine ve öğretim kadrolarına gitsin. Türkiye’nin en zeki ve çalışkan gençlerine daha fazla emek vermemiz gerekir diye düşünürüm. Ama en üstten itibaren Tıp Fakülteleri ve hekimler olarak yıllarca biraz üvey evlat muamelesi gördüğümüzü veya kendimizi öyle hissettiğimizi de “siyaset dışı bir birey” olarak söylemeden geçemeyeceğim. Bunda, günlük siyaset ve ideolojilere fazla karışan meslektaşlarımızın da biraz vebali tabi ki var. Ama tek neden de onlar değil. 

Misafirlerim ailecek eğitimliler. Eşi emekli; turizm sektöründe üst yöneticilik yapmış. Beraber gelen oğulları İTÜ Gemi mühendisliği mezunu. İki yabancı dili mükemmel biliyor. Yazılım alanına geçmiş ve İzmir Kâtip Çelebi’de bu konuda ikinci yüksek lisansını yapıyor. Sektörde de bir süre çalışmış. İTÜ’de yüksek lisans yaparken İsveç’ten bir burs kazanmış. Oraya gidip yüksek lisans eğitimini tamamlamış. Ancak oturma izni alamamış, çalışmak için. Ülkesini kötüleyip sığınma talebinde bulunsaydı, kabul ederlerdi diyor aklım. İzmir’de iş başvurularında, “Sen bize fazlasın” deyip geri çevirdiler diye de yakınıyor anne. Çünkü “kendilerinden daha vasıflı böyle insan, kendileri için sorun olur mu” diye düşündüler acaba diyor beynim. Tabi ki bu bir zan. İlginç ve zor konular. 

SOHBET KOYULAŞIYOR / İSVEÇ / AVRUPA BİRLİĞİ

İsveç özelinde Avrupa’nın ve Avrupa Birliği ülkelerin sosyal sorunlarını da birkaç cümlede özetleyiveriyor oğul. Anne de destekliyor. Aklımda kalanlar: LGBT devlet politikası olarak destekleniyor. Türkiye’den gelenlerin iç ve dış terör bağlantı varsa, baş tacı ediyorlar diyor. Ben; “Adına Nobel ödülü verilen, millî gelirinin çoğunu silah sanayisinden kazanan, dinamitin mucidi İsveçli kimyager ve mühendis Alfred Nobel’in ülkesinden de bu beklenir”........

© tarihistan.org