KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE HİKMET
KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE HİKMET
Dilimizde “hikmet” kelimesi farklı anlamlarda kullanılıyorsa da biz burada onu “Hak ve hakikate uygun, kısa ve mânâlı söz” olarak ele alacağız ve Hz. Peygamberimizin “Öyle şiir vardır ki hikmettir” hadisi doğrultusunda hikemî beyitlerle hikmeti açıklamaya çalışacağız.
“Hikmet”in konuşulduğu yerde ilk başvurmamız gereken eser elbette Hoca Ahmet Yesevî’nin (ö. 1166) “Dân-ı Hikmet”i olacaktır.
“Divân-ı Hikmet” şöyle başlar:
“Bismi'llâh dip beyân eyley hikmet aytıp
Tâliblere dürr ü güher saçtım muna
Riyâzetni katıg tartıp kanlar yutup
Min defter-i sânî sözin açtım muna.”
(Bismi'llâhla başlayarak hikmet söyleyip
Tâliplere inci, cevher saçtım işte.
Riyâzeti katı çekip, kanlar yutup
Ben defter-i sânî sözünü açtım işte.)
Buradaki “defter-i sânî=ikinci defter/kitap” meselesi çok tartışılmışsa da bizce bu ikinci defterden kasıt, tabiat yani varlık âlemidir. Birinci defter malum, Allah’ın kitabıdır. Nitekim Şark dünyasının büyük hakîmi Şirazlı Sâdî de (ö. 1292) bir beytinde tabiatı defter olarak nitelemektedir:
“Berg-i dırahtân-ı sebz der-nazar-ı hûşyâr
Her varakî defterist ma‘rifet-i Kird-gâr”
(Akıl sahipleri nazarında yeşil ağaçların her bir yaprağı Allah’ı tanıtan bir defterdir.)
Sâdî’nin bu tespiti edebî hayatımızı büyük ölçüde etkilemiş ve birçok şairimiz tarafından söz konusu beyit nazmen tercüme edilmiştir:
“Nazar-ı hûşyâra her yaprak
Defter-i sırr-ı Hak-durur mutlak.”
(Lâmiî)
“İbret gözüyle berg-i dırahtân-ı sebze bak
Hûşyâr olana her varakı bir ........
