Kılıçdaroğlu'nun günahları (2/4): Yeni rejimin vaftizi
İnsan bir kez günah işlemeye görsün, gerisi gelirmiş. Kılıçdaroğlu’nun durumu da buna benziyordu. Yıllar yılı süren AKP-Cemaat ortaklığı sona erip de, biri diğerine darbe yapmaya kalktığında, birinden yana taraf olmayı tercih edecekti. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından AKP’nin düzenlediği büyük Yenikapı mitingine MHP ile birlikte CHP lideri de katılacak, Saray’ın siyasi meşruiyetini güçlendirmekten geri durmayacaktı.
Yenikapı'nın hemen ardından gelen Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamaları, KHK'lar, kitlesel ihraçlar ve işten çıkarmalar, kapatılan medya organları, acımasızca yapılan akademisyen tasfiyeleri… Kılıçdaroğlu, bütün bu günahların ortaklarından biri olacaktı. Zira yaşananlar, demokrasi ile darbe arasında bir mücadele değil, aksine eski ortakların kıran kırana iktidar mücadelesine benziyordu. Ve Kılıçdaroğlu bu politikasıyla, Cemaat-AKP çatışmasında, taraflardan birine eklemlenmekte asla beis görmüyor, partisini Erdoğan'ın liderliğinde kurulan yeni siyasal anlatının parçası haline getiriyordu.
Pişman değilim!
Sosyal demokrat olma iddiasındaki bir parti lideri, kendi ülkesinin anayasasını bile isteye çiğner mi?
Çiğner!
Üzerine yemin ettiği anayasaya aykırı davranmanın bir suç olduğunu bildiği halde o suçu alenen işler mi?
Adı Kemal Kılıçdaroğlu ise işler!
Hem de, "Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz." diye, kendi ağzıyla itiraf ederek.
2016 yılında, Kürt siyasal hareketinin üzerine devlet seferi düzenlenmesi kararında tam da böyle olmuştu. 25 Temmuz ve 22 Ağustos 2016 tarihlerinde Ankara’da yapılan ve HDP’nin dışlandığı güvenlik toplantılarında, AKP ve MHP liderleriyle birlikte CHP adına düğmeye basan o’ydu.
TBMM’de dokunulmazlıklarının kaldırılmasına koşa koşa destek verdi. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere, Kürt milletvekillerini hapse attıran parti lideri olma ünvanına böylece kavuşmuş oldu. Üstelik yanına, kendi partisinden bir milletvekilini –Enis Berberoğlu- cezaevine yollayan dünyanın tek sosyal demokrat partisi lideri unvanını da yanına ekleyerek.
On yıl sonra çıktığı canlı yayında, Demirtaş hâlâ hapisteyken, ömründen 9 yıl 7 ay 16 gün çalınmışken, üstelik kesinleşmiş AİHM kararları dahi varken;........
