Hasret!..
Ne bileyim işte, böyle günler olunca, işte “Anneler Günü” ya da doğum veya ölüm yıldönümü, bazen iyi kötü tarihini hatırladığın bir hatıranın tam o günlerde tekrar seni bulması… Bazen bir fotoğraf, bazen bir şarkı, bazen bir film bile, bir roman işte…
Kaybettiklerin yanı başında oluverir; belki bir gülümsemeye bile eşlik edip sonra yine ölüverir.
Bir de kayıp olmadan, bu dünyadan gitmeden kaybettiklerin, kaybetmiş gibi oldukların, seni kaybetmiş olanların vardır ya… Ya çok uzaktadır ya çok uzaklaşmıştır, mesafeler mesafe tanımaksızın açılmıştır.
Şimdi bak, ben bunu da iyi anlarım. Hele biraz uzaktaysa kızın, oğlun, evladın…
Tabii çoktan sonsuza uçuvermiş çocukların peşinde, hep yollarda kalan gözlerin gözlerinden, evladın bir mezarına dahi kurban ellerinden ayrı öperim ama… İşte kimininkiler de evlat hasretidir.
Kimi uzaklaşmalarda, mesafelerde üstünde bir “kötülük” damgası da kalabilir. Kim bilir, kırmışsındır, kırılmışlardır. Kırılmaların karşısında sen de dönüp kırılmışsındır. Böyle parça parça ayrılınca, elde ve akılda “en kötü” denen parçalar kalınca, hayata ve insana haksızlıktır diye düşünürüm bazen. Çünkü onca yılın onca mesafesizliğin içinde “iyilik” de vardır, yani herhalde vardır.
“İyilik” sadece en yakınlarındakilere değil, hayata karşı........© T24
