menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanat: Zamana yerleşmek ya da zamandan çıkmak

15 0
previous day

Öyle inanıyorum ki, yapıtın zamanına yerleşmek hem şimdiye yerleşmek, hem hafızaya hem de tahayyüle yerleşmek demektir. Sanatçının yapıtı üzerinde çalışması yapıtıyla kendini inşa etme sürecidir. Bu süreçte düşünmek, hem yapılanla ilgili olanın hafızasını yoklamak hem de düşünülmemiş olanla karşılaşma imkânı bulmak demektir. Bir bağlam üzerinden yapıt üretirken aslında aynı zamanda inşa sürecinde olan yapıtla bir ilişki de kuruluyor. Sanatçı yapıtının içinden düşünür. Yapma eylemi düşünce eyleminin bir parçasıdır; ne söylemek istediğinden fazla neye kulak verdiğin önemlidir. Kendiyle konuşurken zihninde yarattığı öteki kendi beninin karşı sesidir...

“Zamana yerleşmek ya da zamandan çıkmak” çünkü sanat yapıtı çoğu zaman iki yönlü bir zaman deneyimi yaratır. Bir yandan kendi üretildiği zamana yerleşir (tarihsel bağlam, kültür) öte yandan o zamandan taşar ve başka zamanlara ulaşır. Bu nedenle yapıtın zamanına yerleşmek aynı anda üç yere yerleşmek gibidir: Şimdiye, hafızaya ve tahayyüle…

“Sanatçının yapıtı üzerinde çalışması yapıtıyla kendini inşa etme sürecidir” düşüncesiyle çok temel bir sanat deneyimine işaret etmek istiyorum. Sanat üretimi çoğu zaman şu şekilde işler: Sanatçı yapıtı yapar ama aynı anda yapıt da sanatçıyı yapar. Bu nedenle birçok sanatçı üretim sürecini bir tür kendini kurma pratiği olarak görür. Burada yapıt sadece bir sonuç değil, bir düşünme mekânıdır.

Düşünmek hem yapılanla ilgili olanın hafızasını yoklamak hem de düşünülmemiş olanla karşılaşma imkânı bulmak demektir. Bu aslında yaratıcı düşüncenin temel hareketidir: Geri çağırma (hafıza, deneyim, kültür) ve karşılaşma (beklenmeyen, yeni, düşünülmemiş olan). Sanat üretimi bu iki alanın kesiştiği yerde oluşur.

Yapma eylemi düşünce eyleminin bir parçasıdır; çünkü sanat üretiminde düşünce sadece zihinde olmaz: Elde, malzemede, jestte ve süreçtedir. Sanatçı çoğu zaman yaparken düşünür, hatta bazen düşünce yapma sırasında ortaya çıkar. Kendiyle konuşurken zihninde yarattığı öteki kendi beninin karşı sesidir. Bu yaratıcı süreçte sık görülen bir durumdur. Sanatçının zihninde çoğu zaman iki ses vardır: Yapan ve sorgulayan. Birisi önerir, diğeri itiraz eder. Bu iç diyalog aslında yapıtın eleştirisinin üretim sürecinin içinde gerçekleşmesidir. Sanatçı biraz da kendi yapıtının ilk izleyicisi ve ilk eleştirmeni olur. Çünkü sanatçı bir şey söylemekten çok bir şeye kulak verir. Bu yüzden bazı sanatçılar üretimi “dinleme pratiği” olarak tanımlar.

Sanat yapıtı görünürde olduğu gibi sadece bir nesne değil bir zaman alanıdır da. Sanatçı da o zaman alanında dinleyen, düşünen, yapan, kendini yeniden kuran bir öznedir. Ancak “zaman” kavramından bahsederken sanatta zamanın bölünemez bir bütün olduğu düşüncesinden yola çıkıyorum. Şimdiki ya da geçmiş zaman bir bütünün ayrık parçaları değil birbiri içinden geçen süreçlerdir. Zaman çizgisel değil döngüseldir. Bu nokta aslında düşüncemin merkezini daha da netleştiriyor. Çünkü zamanı çizgisel değil döngüsel, bütünsel ve iç içe geçen bir süreç olarak düşünmek, sanatla ilgili söylediğim birçok şeyi daha anlamlı kılıyor. Bu düşünce, zamanı parçalanmış bir kronoloji olarak değil, yoğun bir süreklilik olarak düşünmek demektir.

Gündelik düşüncede zaman genellikle şöyle hayal edilir: Geçmiş – şimdi – gelecek. Ama benim tarif ettiğim zaman daha çok şöyledir: Geçmiş şimdi'nin içinde sürer, şimdi geçmişi sürekli yeniden kurar, gelecek ise bu akışın içinden doğar. Yani zaman üst üste binen katmanlardan oluşur. Döngüsellik burada basit bir tekrar değildir. Burada bir ontolojik önerme ortaya çıkıyor: Zaman geri dönüş, yeniden karşılaşma ve dönüşerek devam etmeyi içerir. Sanatta bu çok açık görülür. Bir yapıt geçmiş imgeleri çağırır, onları şimdi’nin içinde dönüştürür, sonra izleyicinin gelecekteki algısına bırakır. Bu nedenle sanat yapıtı zamanın dolaşımına katılan bir varlık gibi davranır. Ve eğer zaman bölünmez ve döngüsel ise bu bağlamda bir yapıtın zamanı şu anlama gelir: Geçmiş deneyimlerin yoğunlaşmasıdır, şimdi’nin içinde oluşur ama gelecekte tekrar tekrar kurulacaktır. Yani yapıt bir zaman düğümü gibidir. Bir yerde farklı zamanların birbirine bağlandığı bir düğüm.

Sanatçı yapıtının içinden düşünür. Eğer zaman katmanlıysa, sanatçı da aslında şu alanın içinde düşünür: Hafıza, algı, malzeme, jest ve tahayyül. Bunların hepsi farklı zaman katmanlarıdır. Sanat üretimi bu katmanların bir araya geldiği andır. Söylediğim “öteki ben” meselesi de zamanla bağlantılıdır. Sanatçının zihnindeki karşı ses bazen geçmiş deneyimin sesi, eleştirel bilinç ya da henüz oluşmamış olan yapıtın sesi gibi davranır. Bu nedenle üretim sürecinde sanatçı henüz tamamlanmamış yapıtla konuşur.

Sanat yapıtı zamanın içinde var olmaz; zaman yapıtın içinde yoğunlaşır. Ya da başka bir şekilde: Yapıt, geçmişin, şimdinin ve henüz düşünülmemiş olanın karşılaştığı bir zamansal alandır. Sanat zamanın akışını yoğunlaştıran bir alan oluşturur. Sanat zamana yerleşir ama bu zamanın güncellikle bir ilgisi yok; yaşanmışlıkların hafızasıyla bir ilgisi vardır.


© T24