menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korku, cesaret ve tereddüt

11 3
26.01.2026

Diğer

26 Ocak 2026

Korku ve cesaret her zaman iki karşıt duygu gibi algılanmamalı. Çoğu zaman cesaret korkuya rağmen bir kendilik denemesi olarak kendini dayatır. Ya korkunun üstesinden gelirsin ya da hayatın boyunca kendinden kaçarak yaşamaya devam edersin. Korkaklık bir çeşit kendinden vazgeçme durumudur. Bu, kültürel ya da siyasi alanda olsun pek farklı değil. Kişi arzularının ve hedeflerinin sınırlarını kendi cesareti ya da korkaklığı güdümünde çizmeye başladığı anda kendini inkâr ya da açığa vurmakla karşı karşıya bulur. Bu, zorlu bir ikilemdir; özgürlüğün sınırları da burada belirir… Bir siyasetçi için de durum pek farklı değil. Neyin ütopya neyin gerçeklik olduğunu ölçüp tartmaya başladığın anda duraklamak ve tereddüte yenik düşmek kaçınılmazdır.

Cesaret çoğu zaman korkunun yokluğu değil; korkuyla birlikte hareket edebilme hâlidir. İnsan tam da korkunun içinden geçerken kendini sınar: “Burada kalıp kendimle yüzleşecek miyim, yoksa geri çekilip konforlu bir inkâr mı seçeceğim?” Bu açıdan korkaklık sadece çekingenlik değil; daha derin bir anlamda kendinden vazgeçmedir. Kişi, arzularını ve hedeflerini korkusuna göre ayarlamaya başladığında, aslında özgürlüğünü de pazarlığa açmış oluyor. Özgürlük burada sınırsızlık değil; bedel ödemeyi göze alabilme kapasitesidir. Bedeli göze almadan çizilen sınırlar, özgürlüğün değil, uyumun sınırlarıdır.

Tahayyül ile gerçeklik arasında ölçüp biçme refleksi çoğu zaman “akıllılık” olarak sunuluyor ama çoğu durumda bu, hayal gücünün disipline edilmesi değil, ehlileştirilmesi oluyor. Tereddüt, bazen düşünsel derinlikten değil; risk almaktan kaçınmanın entelektüel kılıfından doğuyor. Ve evet, bu tereddüt çoğu zaman yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına geliyor.

Örneğin kendi ülkenle ilgili bir gelecek tahayyülün var ve bir siyasetçisin. Ortaya koyduğun düşünceler vasat kitleler tarafından rahatsız edici olabilir ancak ilerlemenin yegâne yolu da karşı itirazlara rağmen ikna edici olup korkmadan düşüncelerine sahip çıkmak olmalı. Çoğu zaman zıtlaşmaktan korkmak bir geri adıma dönüşebilir; hâlbuki cesaret savunulan doğrunun tereddüte izin vermeyecek şekilde savunulması demektir. Tabii ki burada çok ince bir eşik var ve bu eşiğe basmak da kaçınılmaz oluyor.

Bir siyasetçi için gelecek tahayyülü, zaten doğası gereği rahatsız edicidir. Çünkü gelecek, mevcut düzenin konforunu bozar. “Vasat kitleler” dediğimiz şey de tam burada beliriyor: alışkanlıklarını tehdit eden her fikri tehlike olarak algılayan çoğunluk. Böyle bir zeminde ilerleme, itiraza rağmen ikna etmeyi göze almayı gerektirir. Cesaret burada popüler olmamak pahasına görünür kalabilmektir.

Ama cesareti “tereddüte izin vermemek” olarak........

© T24