menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran Milli Takımı futbolun hayata ne kadar benzediğini bir kez daha gösteriyor

40 0
24.06.2026

2026 Dünya Kupası, İran Milli Takımı için yalnızca bir futbol turnuvası değil; siyasetin, coğrafyanın ve kimliğin iç içe geçtiği çok boyutlu bir mücadele sahasına dönüşmüş durumda.

Turnuvaya uzanan süreç, klasik bir sportif hazırlık hikâyesinden belirgin biçimde ayrılıyor. İran, daha sahaya adım atmadan, farklı cephelerde yürütülen zorlu bir mücadelenin içinden geçmek zorunda kaldı.

Bir yanda ABD ile süregelen politik gerilim, diğer yanda “düşman” olarak kodlanan bir coğrafyada mücadele etme zorunluluğu… Bu şartlar altında verilen katılım kararı, yalnızca politik bir tercih değil; oyuncular açısından ağır bir zihinsel eşiğin aşılması anlamına geliyor.

Üstelik bu zorluklar sembolik düzeyde kalmayıp doğrudan oyunun akışına etki eden somut sonuçlar da üretiyor. ABD yönetiminin konaklama izni vermemesi üzerine İran Milli Takımı kampını Meksika’nın sınır kenti Tijuana’da kurmak zorunda kaldı. Bu durum, modern futbol organizasyonlarında neredeyse eşi benzeri olmayan bir lojistik tabloyu beraberinde getirdi. Takım her maçtan bir gün önce ABD’ye uçuyor, karşılaşmanın ardından yeniden Meksika’ya dönüyor. Grup aşaması boyunca kat edilen yaklaşık 4.334 kilometrelik mesafe, yalnızca fiziksel bir yük değil; aynı zamanda zihinsel bir aşınma anlamına geliyor.

Bu çerçevede teknik direktör Amir Ghalenoei’nin “turnuvanın en mağdur takımıyız” ifadesi bir abartı değil, yaşanan gerçekliğin yalın bir karşılığı olarak öne çıkıyor. Oyuncuların seyahat koşullarına yönelik şikâyetleri ve Mehdi Taremi’nin “Bizim için her şey felaket gibi” sözleri de bu atmosferi net biçimde tanımlıyor. Nitekim Yeni Zelanda ile 2-2 biten ilk maçın ardından bu söylemler, olası bir erken vedanın psikolojik zeminini de görünür kılıyordu.

Ancak futbol, doğası gereği tüm öngörüleri boşa çıkarabilen bir oyun. Los Angeles’ta Belçika karşısında alınan 0-0’lık beraberlik, yalnızca bir skor değil; daha derin bir kırılmanın işaretiydi. Bu sonuç, bir puandan fazlasını ifade ediyordu: bir zihniyet değişimi, bir karakter dönüşümü.

Artık sahada yalnızca “mağduriyet” üzerinden tanımlanan bir takım yoktu. Koşullara rağmen........

© T24