menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nil Yalter: Çağdaş sanatı mahkeme salonlarından öğrendim, Deniz Gezmiş'in idamı aklımı başıma getirdi

13 6
25.01.2026

Diğer

25 Ocak 2026

Nil Yalter ve Serfiraz Ergun

Paris’te yaşayan Nil Yalter yılbaşı dolayısıyla İstanbul’daydı. Arkadaşımın evindeki küçücük bir yemekte birlikte olduk. Elbette hemen ertesi gün için de bir röportaj randevusu kopardım. Çünkü ona Sevgili Nilay Örnek’ten araklama ile ‘Nasıl Nil Yalter olunur’u sormak istedim.

Ertesi gün gittim evine. Kendisi kadar özgüvenli kız kardeşi, İdil Hanım’la İstanbul ziyaretlerinde paylaştıkları apartman dairesine... Aklımdaki bütün sorular dönüp dolaşıp o ikonik işlerinin, sergilerin, Yaşam Boyu Başarı Dalı’nda Altın Arslan’ı aldığı 2004 Venedik Bienali’nin, Tate Modern, Museum of Modern Art-MOMA, Centre Pompidou, Ludwig Müzesi, Long Beach Büzesi, İstanbul Modern, Arter Müzeleri’ne, ve daha birçok dünya müzelerine, nasıl o dünyanın en saygın kurumlarının kolleksiyonlarına girebildiğine yoğunlaşırken, elbette rengarenk özel hayatını da konuşmak istiyordum. Hele bir de bir gece önce o güzel şaraplar, lezzetli yemekler ve derin sohbet arasında ‘ben hiç aşık olmadım’ gibi ortaya bir laf attıktan sonra... Başlıyoruz tam iki saatlik kayıt altına aldığım söyleşimize... Eklemem gerekir, Nil Yalter’le sohbete doyamıyorsunuz, elbette sık sık kesilen kahkahalar ile.

- Neden Mısır’da doğdunuz?

1937’de babam İnhisarlar Genel Müdürlüğü (Tekel’in eski ismi) umum müdür yardımcısıydı, Kral Faruk Mısır’da bir tütün fabrikası açacakmış Mustafa Kemal Atatürk de hayattaydı ve babamı oraya gönderiyor fabrikayı açması için. Babam London School of Economics’ten, tütün ekonomisti. Annem de ACG’li (Amerikan Kız Koleji) ve babamla nışanlı. Evleniyorlar, bütün aile vapurla gidiyorlar. Ben 1938’de o yüzden Mısır’da, II. Dünya Savaşı başlar başlamaz doğuyorum. Atatürk de vefat ediyor.

- Mısır’la ilgili bir şeyler hatırlıyor musunuz?

Yok canım, ben dört yaşındayken döndük zaten. Fotoğraflar var, Mısırlı dadım elimden tutmuş Piramitlerin önünde böyle küçük bir kız kurdeleli. İstanbul’a döndüğümüzde biz katılmamışız ama savaşı hissediyoruz. Karartmaları, tepemizden geçen uçakları hatırlıyorum. Babam İnhisarlar Genel Müdürü oluyor. Kız kardeşim doğuyor, benden beş yaş küçük. Sonra annemle babam ayrılıyor. Ben annem ve anneannemle kalıyorum. İşte o duvarda fotoğrafını gördüğünüz harika kadın. Babaannem de bizde kalıyordu o sırada. İkisi iyi geçiniyorlardı, çok arkadaştılar. Müthiş bir kadındı, bana ilk desen çizmeyi babaannem öğretti. Kabiliyeti vardı. Bana hikayeler anlatırdı. Çerkez’di, beş vakit namaz kılardı. Ben altından seccadeyi çekerdim. “çekil oradan” dedi. Ben de “o zaman bana hikaye anlat” derdim. Benim film gibi bir hafızam var. Babaannemin yatağına oturmuşuz, bana kalın bir defter almış. Ona kare kare kutular çiziyor, ve bana hikayeleri kare kare anlatıyor. Fotoroman gibi. İki gün çizdi, üç gün çizdi, “şimdi sen yapacaksın” dedi. “Ben hikaye anlatacağım, sen çizeceksin”. Efendim beni o günden sonra hiç kimse durduramadı. Ne bebekle oynadım ne oyuncakla. Aldım elime kalemi ve o defteri. Babaannem uzun yaşadı. Ama babam İzmir’e taşınınca o da Pera Palas’ın karşısında bir eve taşındı. Anneanem de birkaç sokak öteye taşındı. Ben çok haylaz bir çocuktum. Hep kapıcı çocuklarıyla “pardon kapıcı denmiyor artık apartman görevlisi deniyor” oynardım. Kazancı Yokuşu’nda, Taksim’de bir devlet ilk okulu vardı Atatürk İlk Okulu. Orada bitirdim ilk okulu. Çok sevmiştim. Ardından annem de babam de English High School mezunu olduklarından beni oraya aldılar sınavsız, o zaman Tünel’deydi kız kısmı. Beş yıl, iki sene ihsari (hazırlık) üç sene okul. Orayı da çok sevdim. Sonra Arnavutköy Kız Koleji’ne girdim, annemin okuluna. Tramvay, otobüs zordu, yatılı olacağım dedim. 16 yaşında freshman (üniversite 1) oldum. Müthiş bir tiyatro hocası vardı Mr. Boyd. Hepimizin hocasıydı. Genco Erkal, Engin Cezzar... Bir Othello sahneye konulacak, Engin Cezzar Othello, ben Desdemona. Haldun Dormen geldi, bizimle tanıştı. Bir yandan da devamlı resim yapıyorum, böyle başladı, kolej yıllarım böyle başladı. Cep Tiyatrosu’nda Gogol’ün bir Evlenme Oyunu başlayacak. Bana da rol önerdi Haldun Dormen. Melek Apartmanı’nın salonunda oynayacağız. Haldun Amerika’da tiyatro okumuş gelmiş, hadise oldu. Burada bir tek Muhsin Ertuğrul’umuz var. Ben de sophomore (üniversite iki) olmuşum. Sonra da tiyatro kostümcülüğü yaptım. Muhsin Ertuğrul telefon etti. “Bu kız kabiliyetli biz onu Şehir Tiyatrosu’na almak istiyoruz” dedi. “Haldun Taner’in Fazilet Eczanesi piyesinde oynamasını istiyorum”. Annemi de kandırdılar. Hem okula gidiyorum hem Şehir Tiyatrosu’na. Bir ay zor dayandım. Bana göre değil. Sesim yok. Kaçtım. Rolümü Nisa Serezli’ye verdiler. İyi oyuncu olduğundan çok memnun oldum. Orada sıra beklerken kadınlar örgü örüyor, erkekler tavla oynuyor. Bana göre değildi. Neyse kolej bitti. O arada ilk eşimle tanıştım. Türkiye’ye gelen ilk pantomimci Théo Lesoualch. Brötanyalı (Bretonya Fransa). Büyük tiyatrocu, pantomimci. 10 yıldır yollardaymış, yürüyerek gelmiş İstanbul’a. Benden sekiz yaş büyüktü. Marcel Marceau ile aynı okula gitmişler. Haldun Dormen o sırada Küçük Sahne’yi açmıştı. Hemen yakaladı Théo’yu, biz sahnede dört günlük bir mimodrama yaptık. Ben, Erol Keskin, Theo sahneye koydu. Ben uzun yıllar Madam Arzumanov ile bale yaptığımdan zor gelmedi mim yapmak. Çok ilgi gördü. 1957 falan yıl. Bitince Hindistan’a gidecek, adam durmuyor zaten. Beraber gideceğiz. Evlenmeden nasıl olacak? Gittik Konsolosluğa evlendik. Benim Fransız pasaportum oldu Nil Lesoualch diye... Çıktık yola. Büyük lüks, İstanbul Ankara arası uçakla gittik. Sonra bir ay Kapadokya, Erzincan, Erzurum. Erzurum’dan otobüsle Tebriz’e geçtik, İran’a. Oradan Tahran’a... Annemin mühendis bir kuzeni vardı, Şah Pehlevi ona iş vermiş, lüks bir apartmanda oturuyor. Yalınayak ona gittik, bir ay kaldık, bütün İran’ı gezdik. Abadan Körfezi’nden bir İngiliz vapuruna bindik ve bütün körfezi dolaşarak geldik Bombay’a (Mumbai). Birbuçuk sene Hindistan’da yaşadık. O başka bir kitap olur, onu anlatmayayım. Himalayalar’da pantomim şovları yaptık. Hintlilerin Katakhali dansı pantomim zaten. O yüzden para da kazandık. Bir Hint yönetmeni bizimle film yapacak, ben Jane, Théo Tarzan, afişi bile var, size gönderirim. Birden aklım başıma geldi. Böyle hayat olur mu? Theo iki kitap yazdı o 1.5 yılla ilgili. Benden de Nil değil Lynn diye bahsetmiş dava açmayayım diye. Ben film başlamadan bir Türkiye’ye gideyim, hemen dönerim dedim. Annem de Pan American’dan bir bilet yolladı. Delhi’den bindim, iki günde ancak İstanbul’a vardım. Dönüş o dönüş... Théo oradan Japonya’ya kadar devam etti. Bana da bir kağıt yolladı. İki dakikada boşandık.

- Fransa’ya neden gittiniz?

Paris’e ilk ben 18 yaşımda geldim, aşık oldum. Sonra ikinci eşim Selçuk Gerede........

© T24