Yarım kostümler, çoğul bedenler: Bekleyen Dargın Anılar’da askıya alınmış bir ansambl
Bir terzihanede askıya asılmış elbiseler… Bekleyen Dargın Anılar, bu askı hâlini yalnızca dekor olarak değil, hayali karakterlerin kurulma biçimi olarak düşünür. Yarım dikilmiş, teğellenmiş, tamamlanmamış kostümler sahnede “kukla olmayan kuklalar”a dönüşür; temsil, tam da bu yarım hâlin içinden doğar. Yönetmen Ahmet Sami Özbudak, tek kişilik oyun formunu kalabalıklaştırmak için kuklayı sahneye getirmez; ama kuklanın kurduğu mesafeyi, onun mantığını sahneye taşır. Ortada gerçek kuklalar yoktur; yine de kuklanın seyirciyle arasına koyduğu o ince düşünsel perde sahnede dolaşır. Pınar Yıldırım’ın yüksek performansıyla askıdaki kostümler birer karakter ihtimaline evrilir; tek beden, sanki hayali bir ekiple sahneyi paylaşıyormuşçasına bir ansambl duygusu üretir.
Bu ansamblın “oyuncuları”, bir başka tanımla kukla olmayan kuklalar ya da kostümlerdir. Pınar Yıldırım; mahalleyi, aileyi, komşuları, koyunu, köpeği ve Murat’a uzanan karşılıksız aşkın kırılganlığını tek bedende çoğaltır. Elbiselerin kollarına ellerini geçirir; bazen başını bir ceketin omzuna yaslar, bazen bir giysiyle yan yana konuşur. Kostüm kukla değildir; ama oyuncunun bedeniyle kurduğu temas sayesinde geçici bir karakter alanı açar. Seyirci hem karakteri görür hem de karakterin, askıda duran bir giysi üzerinden kurulduğunu unutmaz. Temsil kurulur ve aynı anda askıda tutulur.
Kukla geleneğinin en güçlü tarafı, temsil edenle temsil edilen arasındaki mesafeyi gizlemeden kurmasıdır. Yapaylık saklanmadığı için özdeşleşme hem mümkün olur hem de sınırlarını hissettirir. Reji burada nesneyi ortadan kaldırmak yerine onun nesne kalma hâlini koruyarak sahneyle seyirci arasına düşünsel bir boşluk yerleştirir. Bu boşluk, seyircinin karakteri izlerken aynı anda karakterin kurulma sürecine tanık olmasını sağlar.
Oyunun dramaturjisi de bu yarım hâl estetiğini destekler. Sinem Öztürk’ün dramaturjik hattı, karakterlerin tamamlanmış psikolojik portreler olarak değil, sahnede belirip çekilen parçalar hâlinde dolaşmasını mümkün kılar. Kimlik sabit bir bütün olmaktan çıkar; sahne üzerinde tekrar tekrar kurulan, her seferinde yeni bir ilişki içinde şekillenen performatif bir sürece dönüşür. Böylece karakter, temsil edilen bir öz olmaktan çok, kurulan bir durum olarak görünür hâle gelir.
Bu kurulum, öznenin kendisini dışarıdan kurulan imgeler aracılığıyla tanıdığı psikanalitik bir süreci de hatırlatır. Lacan’ın işaret ettiği gibi özne, kendisini bütün bir kimlik olarak değil, parçalı imgeler üzerinden tanır ve kurar. Oyunda da başkarakter kendisini “tam dikilmemiş bir kostüm” olarak tarif ederken yalnızca metafor kurmaz; sahne estetiği bu parçalanmış özne duygusunu somutlaştırır. Askıdaki her giysi, öznenin tamamlanamamış bir yansıması gibidir.
Oyunun merkezindeki platonik aşk —Murat’a duyulan ve karşılık bulmayan arzu— tamamlanamamış bir benlik duygusunun dramatik yüzeyidir. Tamamlanma arzusu sahnede sürekli ertelenir; bu erteleme, oyunun duygusunu belirleyen temel ritme dönüşür. Yarım olan yalnızca nesne değil, öznenin kendisidir. Bu düzenek oyuncu açısından son derece zor bir teknik gerektirir. Pınar Yıldırım, askıya asılmış ve kukla olmayan bu nesnelerden tam bir dramatik ilişki üretir. Her figürü ayırt edilebilir bir ritim, net bir ses ve belirgin bir bedensel duruşla kurar; fakat nesnenin nesne olarak kalmasını da saklamaz. Ne tamamen kukla oynar ne de kostümü silerek yalnızca taklit yapar. İki alan arasında hassas bir denge kurar. Bu denge, oyunun çoğul yapısını taşıyan asıl güçtür. Kukla olmayan kuklalarla kurulan ansamblın omurgası, Yıldırım’ın bedensel disiplini ve ritmik zekâsıdır.
Sonuçta Bekleyen Dargın Anılar, tek kişilik oyun formunu kalabalıklaştırırken bunu ikinci oyuncularla değil, nesnenin temsil gücüyle yapar. Yarım kostümler çoğul bedenler üretir; kukla olmadan kuklanın mantığı sahneye taşınır; askıya alınmış hayatlar tamamlanmamışlık üzerinden bir estetik öneriye dönüşür. Bu öneri hem gelenekle temas hâlindedir hem de bugünün sahne diline ait canlı bir araştırmadır.
Bekleyen Dargın AnılarTalin Azak’ın öyküsünden hareketleYazan & Yöneten: Ahmet Sami ÖzbudakOyuncu: Pınar YıldırımDramaturg: Sinem ÖztürkMaske & Kukla Tasarımı: Cengiz SamsunHareket Tasarımı: Ekin BernayYardımcı Yönetmen: Onur ErdemirDekor Tasarımı: Cihan AşarIşık Tasarımı: Yasin GültepeYapım: 2383 Yapım / Kadıköy Emek Tiyatrosu
