Ya tutuklu kişi hastaysa?
Evrensel etik kurallar “Tutuklu ve hükümlülerin tüm muayene, tetkik ve tedavi masrafları, dışarıdaki genel sağlık sigortası durumlarına bakılmaksızın devlet tarafından karşılanır. Sağlık hizmetlerine erişim hakkı ve temel tıbbi ihtiyaçlar anayasal ve yasal olarak güvence altındadır” der.
Ayrıca bütün bireylerin de sağlıklı yaşama hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. Her ne kadar ülkede “Anayasa da neymiş?” havası hakimse de biz güvenmeye devam edelim.
CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarla birlikte çok sayıda kişi tutuklu olarak cezaevlerinde tutuluyor ve bunların önemli bir kısmında da ciddi sağlık sorunları var. Ülkenin bu karmakarışık ortamında tutukluların bazı sağlık sorunları basına yansısa da ciddi bir gündem oluşturamıyor. Tutukluların sağlık sorunlarının yazının giriş cümlesine uygun olarak giderilemediği de maalesef bir gerçek.
Cezaevlerindeki sağlık uygulamaları geçmişte de sıklıkla gündeme geldi. Ergenekon sürecinde yaşanan Kuddusi Okkır örneğini hatırlamakta yarar var. O dönemde yandaş basın Okkır’ın tüm mali işleri yöneten “Ergenekon’un kasası” olduğunu ilan etmişti.
Kuddusi Okkır’ın ölüme uzanan sağlık macerası önce tutuklu olarak gönderildiği Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumu’nda başlıyor. Burada 4 Temmuz 2007’den 9 Mayıs 2008’e kadar birçok kez hapishane revirinde sağlık hizmeti aldığı ve bu dönemde sinüzit, allerjik rinit, astım, farenjit tanıları ile tedavi edildiği görülmekte. İlk kez revir dışına sevki 17 Mart 2008’de, genel durumunun bozulması üzerine Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne yapılıyor. Tekirdağ’da hastaya broşektazi, pnomoni (zatürre), kronik akciğer hastalığı gibi tanılar konularak tedavi edilmeye çalışılıyor.
22 Nisan 2008’e kadar hasta........
