menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Körlük mü, kapasite mi?

3 0
latest

8 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan Kali Yuga başlıklı yazımın bir bölümünde "Bursa 2000 Gazetesi'ne sesli bilgisayarımda hazırladığım röportajlar ve Medya S yöneticisi Sn. Saruhan Ayber tarafından körlüğüme değil kapasiteme bakılarak işe alınışım farklı bir yazıya konu olabilecek apayrı bir öykü" cümleleri yer alıyordu. Sözünü ettiğim bu öyküyü, "Körlüğüme değil, kapasiteme bakılarak..." ifadem üzerinden anlatmak istiyorum. Zira bu ifade toplumun biz engellilere dair kalıtsal önyargılarının birkaç kelimelik özeti gibi...      

Mezuniyetimin ardından

1994, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden şeref öğrencisi statüsüyle mezun olduğum yıl. Sonrasında Bursa'ya dönüşüm, iş arama süreçlerimin başlaması ve bir dostun referansıyla Orhangazi'deki Asil Çelik Fabrikası'na yaptığım iş başvurusu. Görüşmeye gidiyorum, mülakat fabrika müdürünün odasında yapılıyor. Onlara mezuniyetimden, ODTÜ'de aldığım derslerden söz edip hem kendimi tanıtmaya hem de akademik kapasitem hakkında bilgi vermeye çalışıyorum. Fakat görüşmenin yapıldığı odaya genelde bir sessizlik hâkim. Ben konuşuyorum, nadiren yönelttikleri sorular dışında onlar çoğunlukla susuyorlar. Daha sonra fabrika müdürünün şu sözleri suskun kalışlarının bir izahı gibi: "Necdet Bey, işin gerçeği biz sizin gibi eğitimli bir görme engelliyle ilk defa karşılaşıyoruz. Dolayısıyla sizi hangi birimde istihdam edeceğimiz konusunda bir düşünce oluşturamıyoruz." Görüşmede personel müdürü de var ve onun kafasında Asil Çelik Fabrikası'nda nerede çalışabileceğim hakkında bir fikir oluşmuş durumda. Ancak, şunu altını çizerek söylemeliyim ki, personel müdürünün bir süre sonra gün yüzüne çıkacak düşüncesi aslında ona ait değil; sosyal yapıda kuşaktan kuşağa intikal eden bir kültürel kotlama, kalıplaşmış bir önyargı, toplumsal bir körlük modellemesi. Evet ben dışarıdan bakıldığında bir görme engelliyim. Peki ya kapasitem? Yani yüreğimde, beynimde var olanlar, yani eğitim düzeyim, ODTÜ'de verdiğim emekler, 5 yıllık akademik çabam ve nihayetindeki başarım. Personel müdürü bunların hepsini bir kenara koyuyor ve diplomama değil gözlerime, körlüğüme bakarak diyor ki; "Gelin biz sizi telefon santralinde çalıştıralım, sizlerin hafızası güçlü, parmakları hassastır, numaraları kolayca ezberler, santral konsolundaki butonları kolayca kullanırsınız."

Bu kez ben susuyorum. Nihayetinde santral operatörlüğü de bir iş, bir meslek, küçümsemiyorum. Ancak bu işi pekâlâ ilkokul mezunu bir görme engelli de yapabilir. Siyaset bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olarak anlattığım derslerim, dolayısıyla kapasitem ışığında bir birimde değerlendirilmeden, görünüşüme bakılarak santral görevlisi tanımlaması neden? Sorduğum bu soru ardından cevabını da ben vereyim; personel müdürünün belleğinde şekillenen körlüğe dair modeller var: Hafızlık, çalgıcılık ve en güncel iş sahası olarak da telefon santral operatörlüğü gibi... Fabrikanın hafıza, çalgıcıya ihtiyacı yok. Geriye beni santralci yapmak kalıyor. Ne müzisyenliği ne hafızlığı ne de santralde çalışmayı küçümsüyorum. Dileyen arkadaşlar bu meslekleri de tercih edebilirler. Benim itirazım mezun olduğum okul ile kapasitem ile personel müdürünün zihninde oluşturduğu iş tanımı arasında uçurumlar olması. Kapasiteme uygun farklı bir bölüme geçebilirim düşüncesiyle santral operatörlüğü görevini kabul ediyor ve  bir buçuk yıl sürdürüyorum. Fakat olmuyor, yapamıyorum ve istifa dilekçemi vererek Asil Çelik'ten........

© T24