menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

24 yıl daha bekleyemem!

9 0
yesterday

80 yaşındaki bilge futbol aklı Mircea Lucescu’nun Romanya’sını, o meşhur "geçiş izni vermeyen" savunma kurgusunu, lejyonerlerimizin bireysel kalitesiyle aşmayı başardık. Arda Güler’in futbol sahasına bir ressam zarifliğiyle bıraktığı o kadife dokulu asisti ve modern futbolun en değerli asetlerinden biri haline gelen Ferdi Kadıoğlu’nun bek koşusuyla sızması, bizi play-off finaline taşıyan anahtar oldu. Modern bek tanımını her maç biraz daha yukarı taşıyan Ferdi, Lucescu’nun o katı blokları arasında bulduğu koridoru bir otoban disipliniyle kat ederek biletimizi kesti.

24 yıl... Neredeyse çeyrek asırlık bir melankoli bu. "Bizim Çocuklar", omuzlarında koca bir ülkenin çeyrek asırlık Dünya Kupası hasretinin ağır yüküyle çıktılar Dolmabahçe çimlerine. Karşılarında ise bu tip "stres eşiği yüksek" maçların profesörü olmuş, elindeki mütevazı malzemeden maksimum verim almayı bilen bir hoca vardı. Romanya belki bir yıldızlar topluluğu değil ama kaosun içinden düzen çıkarmayı bilen, "kötü" diyemeyeceğimiz kadar organize bir takım.

Lucescu’nun alameti-farikası: Enerji emicilik

Kabul edelim, Romanya asla hafife alınacak bir ekip değil. Lucescu’nun alameti-farikası, kendinden kağıt üzerinde güçlü rakiplere karşı oyunu dar alana hapsederek rakibin yaratıcılık enerjisini adeta bir vakum gibi emmektir. Sabırla bekler, boşluk kollar ve o tek fırsat geldiğinde hançeri saplar. Dünyada bu işi ondan daha iyi yapan çok az figür var. Nitekim dün gece de hem ilk hem de ikinci yarıda o imkanı buldular. İstanbul’a teslim olmaya değil, oyunu çirkinleştirerek kazanmaya gelmişlerdi.

İlk 45 dakikada vites artırmakta zorlandık. Tabelaya baktığımızda sadece Arda’nın isabetsiz bir şutu vardı ki bu, bizim çapımızdaki bir takım için "üretkenlik kısırlığı" demek. Vincenzo Montella belki de dünyanın en talihsiz hocası; zira elinde bu kadar yetenekli bir jenerasyon varken, oyunun sıkıştığı anlarda "plan B" olacak bir merkez santrforun eksikliğini iliklerine kadar hissediyor. Ben dahil herkes eleştiriyor ama şu net: Dünya Kupası gibi devler sahnesinde "orijin dokuz"suz yürümek, fırtınalı denizde dümensiz kalmaya benziyor.

Set oyunu ve sahte dokuz bilmecesi

Sürekli set oyunu oynuyoruz, rakip yarı alana yerleşiyoruz; peki ama neden ceza sahası içinde bir referans noktamız yok? Neden "sahte 9" ile hayalet boşluklar arıyoruz? Karşımızda sadece derinde bekleyen, kalite tavanı belli bir Romanya varken İsmail Yüksek ile savunma güvenliğini bu denli ön plana çıkarmak, oyunun yaratıcılık damarlarını tıkadı. İlk yarıda Hagi’nin o şutu filelerle buluşsa, soyunma odasına buz kesmiş bir halde girecektik. Futbol tanrıları o an bizimleydi.

Lucescu’nun ördüğü o duvarı aşamadığımız, kafamızda soru işaretleriyle notlarımızı kontrol ettiğimiz ilk yarının ardından, ihtiyacımız olan tek şey bir kıvılcımdı. "Erken gol hayat kurtarır" düsturuyla çıktık ikinci yarıya. Arda Güler’in o yaşına sığdırdığı muazzam futbol zekası ve "iç koridor" koşularının kitabını yazan Ferdi’nin bitiriciliğiyle final kapısını araladık. Lucescu; Kenan ve Barış Alper için her türlü önlemi almıştı ama o, modern futbolun en büyük tehdidi olan "bek sızmasını" ya unuttu ya da bu çocukların enerjisini hafife aldı.

24 yıllık baskı ve Montella’nın ödevi

Dürüst olmak gerekirse, dünkü oyundan büyük bir estetik haz aldığımı söyleyemem. Ama şunu da teslim etmeliyiz; bu çocukların üzerinde 24 yıllık bir başarısızlık tortusunun baskısı var. Stres, oyuncuların yüz hatlarından okunuyordu. Bu kaosun içinde soğukkanlılığını koruyabilen, nabzını 60’ta tutan sadece 3-5 isim vardı; onların başında da Ferdi ve Arda geliyordu.

Montella’nın Salı gecesine kadar bazı radikal kararları masaya yatırması şart. Dünkü kadro kağıt üzerinde "ideal" durabilir ama sağ kanadımızda ciddi bir teknik kalite erozyonu var. Sol tarafa aşırı bağımlı, asimetrik bir hücum hattıyla oynuyoruz. Belki Kerem’i forvet rotasyonuna çekip, sağ tarafa Yunus Akgün’ün yaratıcılığını eklemek naçizane bir çözüm olabilir.

Küresel konjonktür ve bizim şansımız

Son olarak bir büyük resim okuması yapalım: Bugün Romanya kadrosundan "Dört Büyükler"e doğrudan girecek kaç oyuncu sayabilirsiniz? Eskiden Çekya, Bulgaristan, Danimarka gibi ülkeler ekol yaratır, büyük jenerasyonlar yakalardı. Bugün İtalya bile o şampiyon kimliğinden çok uzak. Brezilya, kendi evindeki 7-1’lik travmanın ardından hala o görkemli jenerasyonunu arıyor. Dünyayı İspanya ve Fransa domine ederken, elimizdeki bu "altın jenerasyon" ile bizim de o masada yerimiz olmalı.

Dünkü maç bize şunu fısıldadı: Salı gecesi çok daha sert bir kayaya çarpabiliriz. "Bizim Çocuklar" ve Montella, oyun çıtasını bir tık daha yukarı koymak zorunda. Çünkü bu ülkenin bir 24 yıl daha bekleyecek sabrı da, tahammülü de kalmadı. Artık gidelim şu Dünya’nın Kupası’na..


© T24