"Torrik" böyle istedi!
120 dakikalık yıpratıcı Juventus mesaisinin ardından Galatasaray, Süper Lig’in virajlı ve yorucu parkuruna dönüş yaptı. İlk durak Alanyaspor’du. Kağıt üzerinde "yorgunluk" emareleri beklense de sahada zoru kolaya tahvil eden, oyunun genetiğine dokunan iki özel figür vardı: Lucas Torreira ve Victor Osimhen.
Bir modern zaman gladyatörü: Lucas Torreira
Galatasaray tribünlerinin tabiriyle "Torrik", aslında tek kişilik bir orkestra, sahanın her metrekaresine nüfuz eden bir enerji santrali. Skor 1-1’e gelip tribünlerde hafif bir endişe bulutu dolaşmaya başladığında, gerçek bir liderin nasıl reaksiyon vereceğinin dersini verdi Uruguaylı. Sadece top çalmadı; karakter koydu, pas trafiğini yönetti, tabelayı değiştirdi. Özellikle dar alan sekanslarında çıkardığı o "üçüncü adam" pasları, modern futbolun ders kitaplarına girecek türdendi. Evet, aklı belki bir yanıyla Güney Amerika’da, babasının yanında; ancak profesyonelliği ve aidiyeti o kadar yüksek ki, yönetim bu "ikame edilemez" adamı masada tutmak için her yolu denemeli. Torreira sahada olmadığında Galatasaray sadece bir kişi değil, sanki üç kişi eksik oynuyor. 1-1’den sonra bayrağı eline alan oydu; bu adamın muadili yok, kaçırmamak gerek.
Ekmeğini taştan çıkaran işçi: Victor Osimhen
Hemen ardından sahneye Victor Osimhen çıktı. Gol sonrası o alışılagelmiş "sessiz sevinçleri" bir muamma olsa da, dün akşam imza attığı istatistik kelimenin tam anlamıyla fantastik: Röveşata ile asist yapmak! Kendisine servis yapılmadığında boyun bükmüyor; adeta ekmeğini taştan çıkaran bir işçi gibi kendi pozisyonunu, kendi fırsatını yaratıyor. Hayatın en engebeli yollarından geçip buralara gelen bir gol makinesinin neden sevinmediği elbette bir sosyolojik araştırma konusu olabilir ama şu an Galatasaray için önemli olan, onun o bitmek bilmeyen iştahı.
Rol karmaşası ve "On Numara" arayışları
Saha içi rollerde ise bazı taşlar yerine oturmuyor. Barış Alper Yılmaz’dan 10 numara devşirme çabası, beyhude bir uğraş gibi duruyor. 10 numara dediğiniz figür, çizgiye inip şiddetli koşu yaparak orta kesen adam değildir; oyunun aklı, merkezin yaratıcısıdır. Barış bu gömleğe dar geliyor. Öte yandan Lang, o bölgede hem defansif yardımıyla hem de oyun zekasıyla çok daha organik duruyor. Sane ise maalesef yine "uyku modunda". Sezon başındaki o iştahsız, kopuk görüntüsüne geri dönmüş durumda; ondaki bu dalgalanmayı anlamlandırmak güç.
Rotasyon masalı ve oyun ezberi
Spor basınının "İcardi var, Osimhen yok" istihbaratı sahada çökerken, asıl tartışılması gereken konu istikrar. Alanyaspor, kaleci performanslarından da okunacağı üzere Konyaspor’dan çok daha kompakt bir takım. Ancak asıl mesele şu: Kaleci hariç her maç 4-5 oyuncunun değiştiği bir yapıda "istikrarlı oyun" beklemek hayalciliktir. Eğer rotasyon denilen mefhum bu kadar sihirli bir değnekse, neden tüm büyük teknik adamlar "oyun ezberi" ve "oyuncuların birbirini ezbere tanıması" üzerine titrer? Yarım ağızla anlatılan "geniş rotasyon" masalları gerçeklerle örtüşmüyor. Galatasaray sabit bir ana plan ve ideal ilk 11 yakalayana dek, oyundan ziyade skora odaklanmak zorunda kalacaktır.
Bir fotoğraf, bir parmak ve koca bir tarih
Günün en üzücü halkası ise saha dışından geldi. Galatasaray, bir parmağın Fatih Terim’i fotoğraftan sansürlemeye çalıştığı o talihsiz "retro" skandalıyla uyandı. O sansürlenmeye çalışılan parmağın altında; 8 Süper Lig şampiyonluğu, 1 UEFA Kupası ve sayısız zafer yatıyor. Kriz, Fatih Hoca’ya özel bir tweet ve Okan Buruk’un Brian Birch eşofmanıyla pansuman edilmeye çalışılsa da, bir efsaneye karşı yapılan bu nezaketsizlik hafızalarda kötü bir iz bıraktı. Tarih silinmez, başarılar sansürlenemez.
