Öcalan sürecin başlayacağını nasıl anladı, Mandela gibi neden dedi, 1921 Anayasası’nın güncele uyarlanması mümkün mü?
18 Ağustos Salı akşamı. Yani iki gün önce. Akşam saatlerinde Türkiye’nin sınırına çok yakın bir yere (70 kilometre doğusu) Suriye’de İdlib’de Ebu el-Duhur Hava Üssü’ne, İsrail savaş uçakları bir saldırı düzenledi. İsrail resmi kaynakları aynı gece bu saldırının nedeninin ‘Suriye’nin Türk askerlerinin hava üssüne konuşlanmasına izin vermesi, bu durumun İsrail’in güvenliğinin tehdit oluşturacağı uyarısına uymaması’ olarak açıkladı. ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump yönetiminin hem Irak hem Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının "İsrail ile Türkiye ve Suriye arasında doğrudan askeri çatışmaya dönüşebilecek hızlı bir gerilim tırmanışı riski taşıdığını" söyledi. Burada şu noktanın altını net bir şekilde çizmek gerekiyor. 27 Ekim’deki İsrail seçimlerine kadar iç politikada başı dertte olan Netanyahu’nun bu tip riskli hareketleri sürdürme potansiyeli var. Ve Barrack’ın söylediği ve görüldüğü üzere ‘riskli günler yaşanıyor-daha da yaşanabilme potansiyeli’ var.
Bu girişi yapmamın bir sebebi var. Türkiye’nin Kürt sorununu çözmek için adım attığı 2024 Ekim ayı sadece içeride değil bölgede de dengeleri değiştirdi. Ya da başka bir deyişle Türkiye bölgedeki değişimi görerek, hem kendi ülkesi hem dışındaki diğer üç ülkede Suriye’de, Irak’ta ve İran’da gelişmelere göre pozisyon aldı. Ki bu gelişmelerin bir kısmına (politik olarak tartışılacak boyutları çok elbette) doğrudan katkıda bulundu.
Bu kritik süreçte Kürt sorununun içeride ve bölgede geldiği noktayı konuşmak, özellikle çerçeve yasa sonrası gelişmelerin ne yöne evrileceğini anlamak için bir grup gazeteci ile davet aldım. Sorularımızı kimler yanıtladı anlatayım. DEM Parti milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, 2011 ile 2013-2015 süreçlerinde de son süreçte de konunun aktif olarak içinde bir isim. Dolayısıyla geçmiş dönemlerle karşılaştırma ve hem İmralı hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hem MHP Lideri Devlet Bahçeli hem devlet güvenlik bürokrasisi ile görüşmeler yürüttüğü için önemli donanıma sahip.
Diğer isim Faik Özgür Erol. Öcalan’ın avukatlarından aynı zamanda İmralı’ya giden heyette. Onu bir toplantıda daha izlemiştim. Konulara oldukça hakim. Bir diğer isim ise Öcalan ile uzun süre hapiste beraber kalmış, 2025 temmuz ayında 31 yıl hapisten sonra tahliye olmuş olan Veysi Aktaş. Kendisini ilk kez soruları yanıtlarken dinledim. Öcalan ile uzun süre birlikte kaldığı için fikirlerinde doğal olarak bir örtüşme var. Hatta kimi cümleleri ‘İmralı’da yapılan görüşmelerde tutulan notlarla neredeyse birebir aynı’…
Bu yüzden bu yazıda ağırlıkla onun anlattıkları üzerinden notları aktaracağım. Şu notu da ekleyip devam edeceğim. Önümüzdeki hafta gazetecilerle benzer bir toplantı Ankara’da yapılacak. O toplantıda da İmralı Heyeti’nden Mithat Sancar, Gültan Kışanak ve Çetin Arkaş da katılacak. Çetin Arkaş da, Veysi Aktaş gibi İmralı’da Öcalan ile birlikte kalan 2013-2015 çözüm sürecinde sekreteryada çalışan bir isim. Buradan şunu söyleyebiliriz. Hapisten çıktıktan sonra özellikle halk buluşmalarında aktif olan bu iki isim siyasi olarak da partide-sürecin kendisinde aktif olarak sözcülük yapmaya başladılar. Buna Öcalan etkisinin Kürt siyasi hareketine daha aktif olarak girişinin önemli adımı olarak bakabiliriz.
Tekrar benim katıldığım toplantıya dönüp başlık başlık ayırdığım, soruları daha anlaşılır olması için kendimin çıkardığı süreç ile ilgili önemli gördüğüm bölümleri Veysi Aktaş’ın anlattıklarını aktarayım.
Süreç 2024 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin konuşması ile mi başladı, öncesinde bir ön hazırlık oldu mu?
Devlet Bahçeli'nin açıklaması üzerinden süreç başladı. Ondan önce İmralı’da herhangi bir görüşme filan olmadı. Bu açıklamadan sonra devletle ilişki kuruldu. Öncesinden bir görüşme yoktu. Kimisi işte öncesinden vardı diyor, hayır yoktu. Kesinlikle yoktu. Bir gün bunlar belki yazılacaktır da. Ama yok yani hiçbir görüşme yoktu. Tam tersine çok ağır bir tecrit süreci yaşadık on yıl boyunca. Nasıl burada bir savaş süreci vardıysa orada da tecrit. Elbette ki oradaki tecritin sadece buradaki sistemle alakalı olduğunu da düşünmüyorum. Onu da belirteyim. Uluslararası ayakları da var bunun. Sadece iç nedenlerden kaynaklı değil oradaki tecrit. Bölgeye müdahil olmasın diye İmralı, müdahale etmesin diye oraya ağır tecrit uygulandı. Bir nedeni de buydu elbette. Yani süreç kesinlikle Bahçeli'nin çağrısı ile gelişti.
İmralı’da Bahçeli’nin çağrısını duyduğunuzda kendi aranızda ne konuştunuz?
Başkan onu bekliyordu. Devlet içerisinde bir girişimin gelişmesini bekliyordu. Hatta geciktirildiğini söyledi. ‘2023’te aslında bu girişim başlatılmalıydı’ dedi. Doğru olan buydu.
Cumhuriyetin 100. yılında 2023’tek beklenti sebebi neydi?
Aslında devlet içerisinde bu girişimi başlatmak isteyen bir kesim vardı. Mesela 2023’te Sayın Öcalan’ın yeri değiştirildi. Odası değiştirildi. Bir yerden bir yere alındı.........© T24
